İlim, irfan, hizmet ve hayra yönelik doygunluk ve istiğnâ hâli, kişi için durgunluğun, düşüşün ve hatta tehlikenin başlangıç noktasıdır. İlim ve irfan yolunda “artık alacağımı aldım, doldum, doydum ve oldum” hissiyatı yolda kalmışlığın ve cüce himmetin işaretidir. Ulaştığı seviye ne olursa olsun, “daha alacak çok yolum var” anlayışı, daimî bir terakkinin habercisidir.
Tasavvufu sadece raks, sema, zikir ayini gibi gören, kullar ile olan ilişkilerde fıkhın muamelatına uymayan kimseler sufilerin başıboşlarıdır ve ayette buyrulduğu üzere bunlar dini boş iş ve oyun eğlence haline getirmişlerdir. Zira nefis zevkin her türünü yaşamak ister, kendi şehvani arzularına set çekilmediğinde dine bile taraftar olur, ama böyle bir dindarlık gerçekte nefsin elinde köle olmaktır.
Evlâtlarımıza dünyevî istikbâl kazandırmak için mâneviyatsız eğitim yollarını göstermek, hem onların hem de kendimizin âhiretini ebedî bir felâkete çeviren hazin aldanışlardır. Bu bakımdan, anne-babalar çocuklarının mânevî terbiyelerini ihmâl etmemelidir.
İdeal Müslüman yorgunluğunu başka bir meşguliyetle gideren, tembelliği lügatinden söküp atan, fitne üretmesi için şeytana fırsat vermeyen Müslümandır. İdeal Müslüman rızayı ilahi gayesiyle, konuşan değil, koşturan Müslümandır. İdeal Müslüman gayeleri ve uhrevi hesapları gereği meşguliyetinden haramla iştigale takat ve vakit bulamayan Müslümandır.
Tasavvuf, dünyayı bir kenara bırakıp ruhbanlığa yönelmek değildir. Dinden ayrı bir din değildir. Dine ilave bir sistem de değildir. Tasavvuf, asr-ı saadette hâl olarak yaşanan bir tezkiye ve terbiye disiplinidir.
Son zamanlarda ülkemizde de görülmeye başlayan güya “Kur’an Müslümanlığı” ya da “Hadis Müslümanlığı” masum ismi altında mezhepsizlik cereyanı canlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu görüş sahiplerinin en bariz vasıfları, geçmiş âlim ve âriflere karşı kimi zaman alaycı ve istihkâr edici saygısız bir üsluba sahip olmalarıdır.
Sadece bilgi veren değil, insanların gönül dünyasına muhabbet ve samimiyet tohumları eken, ilgi uyandıran, ufuk açan; fıtrata, akl-ı selîme ve îmâna çağıran, usûl ve erkân öğreten önderler olması dini sohbet veren kişilerin özelliği olmalı. Zira kalbe erişmeyen bilgi, irfâna dönüşmez.
İstikbâle dâir en doğru yatırım, kaliteli ve ideal insanlar yetiştirmektir. Bunu hesap edemeyen toplumlar, müthiş bir felâketin eşiğine sürüklenirler. Bu sebeple hem kendi istikâmetimizi ıslah ve ihyâ edebilmek, hem de bize zimmetli olan din kardeşlerimizin istikâmet üzere yaşamasına yardımcı olmak, en mühim vazifelerimizdendir.
Onlar öyle bir nesildir ki, Yüce Rabbimiz kendileri hakkında “Allah onlardan, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır” hükmünü tüm insanlığa ilan etmiştir.
Bilgi edinmek uğrunda yıllarını okul yollarına, kitap ve defter başında dirsek çürütmeye sarf eden nesillerimize; mutlaka, ilmi faydalı hâle dönüştüren sırrı, yani Allah ve Rasûlü’ne muhabbetle ittibâ hakîkatini öğretmek mecburiyetindeyiz.