BM, çatışmalar ve kuraklık sebebiyle çoğunluğu Afrika'da olan 34 ülkenin halkını doyuracak gıdadan mahrum olduğunu bildirdi.
Batı dünyası daha düne kadar şeytanlaştırdığı, “Şer Odağı” olarak nitelendirdiği İran’ı bugün neden gözdesi haline getirdi? Yine buna mukabil Tahran yönetimlerinin yıllardır diline pelesenk ettiği “Büyük Şeytan” söyleminden neden geri adım atarak ABD ile uzlaşma yoluna gitti? Altınoluk Dergisi yazarı Beytullah Demircioğlu analiz ediyor.
Ortadoğu’da yeni dengeler ve güç mücadelesi nasıl olur bilinmez ama yaşananlar terörle mücadele kılıfı altında âdeta bir tiyatro oyununu andırıyor. Kimin kiminle iş tuttuğu, kimin kiminle müttefik, kiminle kanlı bıçaklı olduğu neredeyse günü birlik değiştiği bu kaotik ortamda, Ortadoğu’nun sınırları yeniden şekillendiriliyor.
IŞİD’in ortaya çıktığı günden bu yana kimlere hizmet ettiği meselesine biraz daha değinelim isterseniz. Irak ve Suriye’de Sünni İslam’ın gerçek temsilcisi olarak kendini takdim eden IŞİD en büyük hizmeti hiç kuşkusuz İran ve Esed rejimine sundu.
Dünya gündemi açısından son yılların en yoğun geçen ayını geride bıraktık. Bir tarafta aylardır hazırlığı yapılan ve başarı ile gerçekleştirilen G20 zirvesi, diğer taraftan artık küreselleşen terör olgusu ve Ortadoğu’da vekâleten yürüyen savaşların doğrudan savaşa evrilmesi tehlikesini bir-arada yaşıyoruz…
Terör örgütü DAEŞ, ideolojik yapısı ve terör yöntemleriyle İslamofobi için malzeme üreten bir fabrika gibi çalışıyor.
Ankara’daki terör saldırısının iç kamuoyunu alt üst ettiği günlerin hemen öncesinde ise beş yıldır kan gölüne dönen Suriye’de önemli gelişmeler yaşanıyordu. Rusya’nın sözüm ona terörle mücadele adı altında gerçekleştirdiği askeri müdahalesi ile Suriye’deki iç savaşta dengeler bir anda değişiverdi.
Deniz yoluyla Yunanistan'a geçmeye çalışan yaklaşık 50 bin kaçağın, Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerince kurtarıldığı bildirildi.
Yavuz Sultan Selîm Han, tahta geçer geçmez, sür’atle icraata başladı. O sıralarda Azerbaycan, Irak ve İran’ı eline geçirmiş olan Şah İsmâil, Anadolu’yu tehdid eder bir duruma gelmişti. Şiîliği vesîle ittihâz ederek devamlı fitne çıkarıyor, müslümanların birlik ve beraberliğini sarsıyordu!..
Suruç'ta yaşanan hadisenin bir diğer boyutu Türkiye’yi DAİŞ ile etiketleme, DAİŞ’i destekleyen “terörist devlet” gibi gösterme gayretleridir. Bu kara propaganda, Suruç provokasyonu üzerinden hem içerideki hem dışarıdaki malum çevreler tarafından yine dillere pelesenk edildi.