Ayet ve hadislere göre orucun kişiye kazandırdığı özellikler anlatılıyor.
Kişilik terbiyemiz adına hedef ve faaliyet haline getirebileceğimiz bazı hususlar...
Ramazan, bir acıyabilme aşısıdır. Çünkü Ramazan, bize aynı zamanda acıyabilmeyi de telkin eder. Acıyabilmek, Allah’ın büyük bir lütfudur, acımak merhametin mahsûlüdür. Acıyan cömerttir, mütevazıdır, hizmet ehlidir, vicdan sahibidir.
Dijital bağımlılığın, bireylerde insanlara karşı güvensiz, samimiyetsiz, mutsuz ve depresif kişilik sorunlarına yol açtığı bildirildi. Dijital ortamda insan, elektronik aletlere bağımlılık gösterdiği için üretmeyen ve asalak yaşayan beyinlere dönüşmektedir.
“Akıl göz, vahiy ışıktır.” Gözünü yuman kendini karanlıkta bırakır. Müslüman ne gözden ne ışıktan geçebilir. Bu zor şartlarda şeytanlaşmış düşmanlar içinde yaşamak zorundaysak, “mankurtlaşmış zombiler üzerimize salınacaksa gözümüzü de, gönlümüzü de dört açmak zorundayız demektir.
Gençlik, hayat ırmağının akacağı mecrâyı belirlemekte bir başlangıç teşkil etmek yönünden de çok mühimdir. Yani şahsiyetin ana vasıf ve istikâmet itibârıyla şekillendiği bir mevsimdir.
Kâmil mü’minler, kusur işleyen bir mü’mine karşı -o kusur kendilerine karşı işlenmiş olsa dahî- bir doktorun hastasına muâmelesi gibi bir tavır sergilerler. Hiçbir doktor hastasına, yakalandığı hastalıkta şahsî bir kusuru olsa bile kızmaz. Kendisini hastasına şifâ sunmakla mükellef bilir. Bu ahlâk ile yaşayan Hak dostları da, günaha olan nefreti, günahkâra taşırmazlar. Onları yaralı bir kuş gibi kabul ederek gönül sarayında irşad ve ıslah gayreti içinde olurlar.
Ayet-i kerimede “Zina etmeyin” denilmeyip de “zinaya yaklaşmayın” buyurulması dikkat çekicidir. Buna göre yalnız zina değil, kişiyi zina etmeye sevkeden yollarda yasaklanmıştır. Esasen bir kere bu yollara tevessül edildikten, yani insanı zina etmeye zorlayan ve cinsi arzuları kabartan bir ortama girdikten sonra, artık, bu arzuların baskısı karşısında iradenin gücü oldukça yetersiz kalır ve zinadan korunmak son derece güçleşir. İnsanın bu psikolojik zafını dikkate alan Kur’an-ı Kerim, prensip olarak insanı kötülüklere sevkedici sebepleri ortadan kaldırmayı amaçlar. Buna sedd-i zerîa prensibi denir.
Olumsuz hâdise ve kişilere takılmak, çoğu zaman bizi hedeften alıkoyan ve hizmetimizden mahrum bırakan acı sonuçlara sebep olur. Bu itibarla eskilerin ifadesiyle “çalıyı dolaşmak” yolu uzatsa da gâyeye engel değildir.
Her an şuurla ve her an diri olma hali, sadece tasavvufun önemsediği bir karakter yapısı değildir. Sufi arayan insandır. Diriliğin peşinde koşandır. Şuurunu bileyendir. Bu, her Müslüman için olmazsa olmaz bir hassasiyettir.