Mühim olan hangi tarafta olduğumuz? Bu dünyadaki amellerimiz tartılırken “yemîn ashâbı”ndan mı, “şimâl ashâbı”ndan mı? Yani kitabımız sağ tarafımızdan ve önümüzden mi verilecek; arkamızdan ve solumuzdan mı? İşte asıl soru bu…
İsrafın maddî yönünden ziyâde mânevî yönü; insanı bitirir, tüketir. İnsan mânevî hayatındaki israf deliklerini kapattığında; gemisi, mârifetullah ve muhabbetullah okyanusunda yol alır. Aksi hâlde bu büyük ve şerefli yolculuk, daha başlamadan bitmiş olur.
Kâmil bir mü’min, gönül insanıdır. Merhamet, şefkat ve diğergâmlık, onun gönül dokusunun en belirgin vasfıdır. Kulu kalben Rabbine yakınlaştıran ilâhî bir cevher olan bu vasıf, aynı zamanda îmânın da bu âlemdeki en büyük şâhidi ve delîlidir. Nitekim insan rûhunun ulaşabileceği olgunluk semâsına çıkışın yegâne yolu, merhamet ve şefkat basamaklarından geçmektedir.
Zâhirî ilimleri tahsil etmek, insanı bâtın ilmini tahsil etmekten müstağnî kılamaz. Evvelkilerden ve sonrakilerden pek çok âlim, zâhirî ilimden sonra bâtınî ilmi terbiye ve hizmet yoluyla tahsil etmenin zaruretine inanmış ve bu yolun sâlikleri olmuşlardır.
Secdeyle İslam dini kemale erer; cehaletten arınmakla, ahiretin farkına bu dünyada varılır. Secde, bize ahireti bu dünyada yaşatır.
Kâmil bir mü’min, gönül insanıdır. Merhamet ve diğergâmlık, onun en belirgin vasfı ve tabiat-i asliyesidir. Merhamet, mü’minin kalbinde hiç sönmeyen bir ateş gibidir. İnsan rûhunun ulaşabileceği olgunluk zirvesine çıkışın yolu, merhamet ve hizmet basamaklarından geçmektedir. Merhamet, îmânımızın bu âlemde şâhidi olan ve bizi kalben Rabbimize yaklaştıran ilâhî bir cevherdir.
Güzellik duygusu, muhtevâ kadar şekil şartlarına da bağlı olarak tatmin olur.
İnsan, rûhu itibariyle de Allâh’a mensuptur. Dolayısıyla kulluğunu unutan, yani nisyana düşen her kalbin tedâvîsi, rûhun mensûb olduğu Rabbini çokça zikretmektir.