İnfâk edilen mal bereketlenir; infâk edilmeyense, sahibi için ya dünyada bir fitne ya da âhirette bir azap sebebi olur. İnfâk edilmeyen mal, kulu şımartıp azgınlığa sevk eden nefsânî arzulara sermâye teşkil eder.
Ümmü Büceyd radıyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize gönlündeki ıstırabı açan ve infak konusunda soru soran bir hanım sahâbî... Allah yolunda infak etme hasretiyle yanan gönül zengini bir bahtiyar...
İnfakta bulunmak, sahip olunan her şeyden bir miktarını kardeşinin hakkı olarak görüp paylaşmaktır. Bu mesken olarak oturulan evlerden rızık olarak yenilen yemeklere; ilim, sağlık, makam ve mevkîden, kullanılan bineklere kadar her şey için geçerlidir.
Âlemlerin Rabbi çok cömerttir, karşılıksız ikram sahibidir. Yeryüzünde halife olarak vazifelendirdiği kullarının da aynı ölçüde çevrelerine karşı cömert olmalarını, bulundukları ortamda nasiplerini, dünyevî bir karşılık beklemeden paylaşmalarını istemektedir. Bunun için ısrar ve teşviklerde bulunur.
Muhtâcın bize gelip de ihtiyacını arz etmesini, Hakk’ın bize husûsî bir lûtfu olarak telâkkî etmek ve bunu Hakk’a kulluk şerefi bilmek gerekir.
Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-, asıl zenginliğin, mal çokluğu ile değil, gönül zenginliği ile olduğunu belirtmişlerdir. Gerçek müminler de, bu zenginlik nîmetine sâhip olup infakta bulunanlardır.
İlâhî muhabbet deryâsına dalmış bir Hak âşığı olan Bâyezîd-i Bistamî -rahmetullahi aleyh-, gerçek zâhidlerin, dünyaya "kesben değil kalben" değer vermeyenler olduğunu söyler. Dünya ve ahiret arasında tercih yapanların kıyasını yapan Bâyezîd -rahmetullâhi aleyh- ahireti tercih edenlerin "kalbinde muhabbetin galip geleceğini" ifade eder.
Hazret-i Mevlânâ, "Yoksul kişi cömertlerin aynasıdır. Sakın aynaya karşı gönül kırıcı sözler söyleyerek onu buğulandırma. Yâni yoksulun gönlüne karşı hassas ol. Çünkü gönül, nazargâh-ı ilâhîdir." demektedir.
Fedâkârlık, kâmil mü’minlerin şiârıdır. Kulu Rabbine yaklaştıran en müstesnâ insanlık cevheridir. Sevginin en hassas ölçüsüdür. Diğer bir ifâdeyle, sevginin kantarı fedâkârlıktır.
Peygamber Efendimiz, infak edilen yani iyilik olsun diye insanlara verilen ve dağıtılan hiçbir şeyin bitip tükenmediğini, kayıp olmadığını, tam aksine veren kişi adına kaydedildiğini bildirmekte, infak edilmeyen malın aslında elden çıkmış sayılması gerektiğini veciz bir ifade ile ortaya koyuyor.