İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nden ganimet değerinde nasihatler.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri Nakşibendiyye yolunda “sohbet”in çok mühim bir esas olduğunu sık sık hatırlatır ve şöyle buyururdu: “Bu tarîkatte, (mânen) faydalanma ve faydalandırmanın esas noktası sohbettir. Sohbette söz ve yazıyla iktifâ edilmez. (Bunlarla birlikte «kalbî beraberlik» de lâzımdır.)”[1]
Erkam Yayınları’nın yeni kitabı “İmam-ı Rabbanin İzinde Manevi Yolculuk”, tasavvuf yolunda kıymetli bir rehber. Çalışmada İmam Rabbanî’nin “Mektubatı”ndan seçilen fikirleri ışığında Prof. Dr. Süleyman Derin’in yazdığı açıklayıcı metinler yer alıyor.
Tasavvufu sadece raks, sema, zikir ayini gibi gören, kullar ile olan ilişkilerde fıkhın muamelatına uymayan kimseler sufilerin başıboşlarıdır ve ayette buyrulduğu üzere bunlar dini boş iş ve oyun eğlence haline getirmişlerdir. Zira nefis zevkin her türünü yaşamak ister, kendi şehvani arzularına set çekilmediğinde dine bile taraftar olur, ama böyle bir dindarlık gerçekte nefsin elinde köle olmaktır.
2-3-4 Aralık 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen Nakşibendilik Sempozyum'una ait bütün videoları sizler için derledik...
Meselâ gönül dünyamızda “tasavvuf” mefhumunun müstesnâ bir mevkii bulunmaktadır. Fakat günümüzde pek çok dînî mefhum gibi “tasavvuf” da ağır ithamlara mâruz kalmaktadır.
Orta Asya ve Anadolu'nun mânevi mîmarı Bahâeddin Nakşibend Hazretlerinin hâyatı, görüşleri ve tesirinin ele alınacağı Uluslararası Bahâeddin Nakşibend ve Nakşibendîlik Sempozyumu'na tüm halkımız davetlidir. www.naksibendiliksempozyumu.org
Mânevî terbiyenin en mühim vasıtalarından biri olan “sohbet”ten lâyıkıyla istifâdenin ilk şartı, onun kıymet ve mâhiyetini idrâk etmektir.
Nefsi tezkiye ederek iç âlemi bâtınî putlardan da arındırmak; zor, fakat elzem bir vazifedir.
Hak dostları, mâneviyat semâsının yıldızları mevkiinde bulunmalarına rağmen, kendilerini dâimâ en aşağıda ve en geride görürler. Böylece amellerine ve güzel hâllerine güvenme gafletinden korunurlar. Ebedî kurtuluşları için, yalnızca Cenâb-ı Hakkʼın rahmet ve mağfiretini ümîd etme edebine bürünürler.