İnsan yetiştiren liderler, özellikle çekememezlik (hased) illetinden kurtulmuş kimselerdir. Hizmet ve iltifat bekleyen bir gönül yapısından ziyade, hizmetkâr olmayı kendilerine şiar edinmişlerdir.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz; yaratılanların en yücesi, en mümtâzıdır. O, ilâhî kudretin insanda tecellî eden bir sanat hârikasıdır. Cenâb-ı Hakk’ın «Habîbim» iltifatına nâil olan yegâne insandır.[1] Kur’ân-ı Kerîm, O’nun yüceliğinin îzâhı ve medhiyle doludur. Bâzı âyet-i kerîmeler, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i doğrudan medhederken bâzıları da işâreten medhetmektedir.
Peygamber Efendimiz'in hakkınızda Deccâl’den daha çok korktuğum şey gizli şirktir. "Meselâ namaza duran birini düşünün. Bu kimse, bir başkası tarafından gözetlendiğini fark ettiği için namazını özenerek kılıyor." buyurmuştur.
Sahabî, Peygamber Efendimiz'e olan sevgilerinde ötürü söze başlarken "Anam babam sana fedâ olsun Ya Resulullah" derdi. Peygamberimiz tarafından bu iltifata mazhar olan tek sahabî...
İstanbul’u fethederek hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in müjdesine nâil olan Fâtİh Sultan Mehmed Han (1432-1481) yedinci Osmanlı sultânıdır. O Eefendimiz (s.a.v.) iltifâtına mazhar olmuş ve manen de bu işe hazırlanmıştır.
İstanbul’a gelen Mısır ulemâsı ile Osmanlı ulemâsı, Yavuz’un “halîfe” olmasını kararlaştırdıktan sonra halîfe 3. mütevekkil, Yavuz’un hilâfetini îlân etti. Hırkasını çıkararak Yavuz’a giydirdi. Bundan sonra Osmanlı pâdişahlarına, sultanlık ünvânı ile beraber “halîfe” sıfatı da verildi.
Kullarına şah damarından daha yakın olduğunu bildiren Allâh’ı unutup da O’nu gönül âlemlerinde kaybedenler, hayatın en şaşkın yolcularıdır!