Sami Efendi aşısı almış bir mühtedi; Zahid Barsamoğlu... Cildi zikirden yumuşamış. 93 yaşında ama yüzünde bir tane kırışıklık yok. Mütebessim bir çehre, ışıl ışıl aydınlık bir sima. Ahmet Topbaş ve Selman Tan’ın Zahid Barsamoğlu ile yaptığı röportaj, Altınoluk Dergisi’nin Şubat sayısında yayınladı. İşte o feyz dolu sohbet.
Takvâdan uzak bir dînî tahsil; ilâhî hakîkatleri dahî nefsânî kaygılarla değerlendiren, “din âlimi” etiketli “din tahripçileri”nin ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
Nihâyetsiz nimet ve ihsanlarıyla kullarına rahmet ve inayetini gösteren Yüce Rabbimiz, özellikle değerini takdir etmekte insanlığın çoğu zaman âciz kalacağı nimetlerini ve sırlarla dolu kâinât âyetlerini “Andolsun ki…” diyerek yeminli ifadelerle kullarına takdim eder ve onların sırlarla dolu hakikatlerine dair işâretler verir.
Çanakkale'de bir yandan bağımsızlığı için mücadele eden Türk askeri, diğer yandan bombardıman altında, siperlerde dini vecibelerini yerine getirmeye çalıştı.
Prof. Dr. Orhan Çeker, jet imamların kıldırdığı teravih namazlarını değerlendiriyor.
Karşılığında cennet vaad edilen 6 şey: Doğru konuşmak, vaadini yerine getirmek, emanete sahip çıkıp güvenilir olmak, iffeti korumak, gözleri haramdan korumak, elleri haramdan uzak tutmak.
Muhtâcın bize gelip de ihtiyacını arz etmesini, Hakk’ın bize husûsî bir lûtfu olarak telâkkî etmek ve bunu Hakk’a kulluk şerefi bilmek gerekir.
Zikrin lezzetine nâil olabilmek için, kalbi ve dili, tevbe ve istiğfâr ile temizleyip onu kötü sözlerden her dâim muhafaza etmek îcâb eder. Bu takvâ hassâsiyetine ulaşan bir gönül, zâten dâimî zikir hâline kavuşmuş olur.
Horasan melik ve kahramanlarından Amr bin Leys’i vefâtından sonra sâlih bir zâtı rüyâsında görür. Rüyada, Mekke'de parasını kaybeden bir adamın Allah rızası için berberden kendisini tıraş etmesini istediğini görür. Elindeki işi bırakıp sırf Allah rızasını gözeterek parasız adamı tıraş eden berbere, geceleri kalkarak 40 yıl boyunca samimiyet ve ihlasla dua eden bu adamın hikayesi...
İslâm nazarında îman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar sûretinde gerçekleşir. Yani îmânın asıl tecellî mekânı akıl değil, hissiyat merkezi olan kalptir. Bu husus çok mühimdir. Çünkü îman, ulvî bir histir. Akıl ise, îman hissine ulaşmakta, başlangıçtaki belli merhaleleri aşmak için gereken bir vâsıtadan ibârettir.