Mübarek gün ve gecelerde yapılması tavsiye edilen ibadetleri yerine getirerek, bu faziletli günleri ihya edebilirsiniz.
İbadetlerde ihmalkâr davranmak, insanı âhirette zor durumda bırakacağı gibi, aşırı heyecana kapılıp hırsla hareket etmek de bir müddet sonra yorgunluk, bıkkınlık ve yanlışlıklara sebep olabilir. O hâlde orta yolu tutmak ve devamlılığı esas almak gerekir.
Mü’minlerin Cennet’e girmesi, Allah Teâlâ’nın lûtf u ihsânıyladır.
İbadetlerle ilgili seçme hadisleri sizler için derledik.
Uçurum kenarında atılan yanlış bir adımın kişiyi helâke sürüklemesi gibi, Cenâb-ı Hakkʼa kulluğumuzda da ilâhî gazaba sebep olabilecek en ufak bir yanlış hâl ve tavırdan titizlikle sakınmamız gerekir.
Fahr-i Kâinât Efendimiz, insanın yaratılış gayesini öğretti. Âyet-i kerîmede “Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.” (ez-Zâriyât, 56) Lâkin ibâdetleri sadece zâhirî şartlarıyla değil, bâtınî ve mânevî derinliğiyle tâlim etti. Yani Peygamberimiz (s.a.v) "İbadetlerimizi nasıl yapmalıyız?" sorusuna hayatının her alanında cevap verdi.
“Bütün gaybları en iyi şekilde bilen Cenâb-ı Hak, ibadetlerin sûretleri ile birlikte kulluk vazifesinin îfâsını da rûh ve rûhâniyetin en derin ve en hassas noktasından bekler.”[1]
Her idrak sormalı: İnsan nereden geldi? Nereye gitmektedir? Kimin mülkünde yaşamaktadır? Bu geliş ve gidiş ne için? Kendisine emânet edilen imkânları kim verdi? Bu nîmetler nereden ve hangi maksatla geldi? Kendi kendine mi oldu? Hiç kendi kendine olan bir şey var mı?.. Sordukça anlamalı ki; insan Rabbine ne kadar da muhtaç!..
Bu dünyadan gidenler, ister köle, ister pâdişah gibi gitsinler, oradaki bütün sermâyeleri, ne götürdülerse odur. Orası; sapla samanın ayrıldığı, nice mahrumların hazinelere kavuşup nice gâfil zenginlerin de ebediyet fukarâsı ve mahşer dilencisi olduğu bir yerdir. Orada yalnızca Hakk’a sâdık kulların sadâkatlerinin, selîm kalplerinin ve sâlih amellerinin faydası vardır.
Şâh-ı Nakşibend Hazretleri ibadetlerin mânevî tekâmül yolundaki ehemmiyetini anlatıyor.