Hadisi şerifi nasıl anlamalıyız? Hadisten çıkarmamız gereken dersler nelerdir?
Enes bin Malik radıyallahu anh bir hicret hediyesidir. Sevgili Peygamberimiz Medine'ye teşrif ettiklerinde, kendilerine hizmet etmesi için annesi tarafından getirilerek Efendimize hediye edilen bir genç... Henüz 9-10 yaşlarında iken Allah Rasûlü'nün terbiyesiyle yetişen, büyüyen bir bahtiyar...
Genç Dergisi gençlere “Abdullah Tivnikli Ağabeyi nasıl bilirdiniz?” diye sordu... Onlar da hayırsever işadamı Abdullah Tivnikli’yi anlattı.
Mü'minlerin sıfatları Kur'an-ı Kerim'de açıklanıyor. İşte ayette geçen mü'minlerin 10 sıfatı...
Mûsâ Efendi Hazretleri, sayısız güzel vasıfları üzerinde taşıyan “Muhammediyyü’l-meşreb” büyük bir Allah dostu idi. Ancak ondaki vefâ duygusu bir başka idi. Bu sebeple ehl-i hikmet ona “Sâhibü’l-Vefâ” sıfatını lâyık görmüştür.
Mûsâ Topbaş Efendi, atâleti hiç sevmezdi. Tasavvufun bir kenara çekilmek olmadığını sık sık hatırlatır, herkesin imkân ve kâbiliyetine göre yapabileceği bir hizmetin olması gerektiğini söylerdi.
İnsan yetiştiren liderler, özellikle çekememezlik (hased) illetinden kurtulmuş kimselerdir. Hizmet ve iltifat bekleyen bir gönül yapısından ziyade, hizmetkâr olmayı kendilerine şiar edinmişlerdir.
2007 yılında faaliyete giren Dilruba Evleri Yardımlaşma Derneği'ndeki hizmetleri ile birçok yaşlı ve yardıma muhtaç insanın bakımını üstlenen Hatice Okur Hanımefendi'nin hayatında, Müslümanca yaşamanın örnek tablolarını görebilirsiniz.
İlim, mal ve makam gibi ve hatta bazen ondan daha fazla sahibine kibir verebilir. Bu sebeple âlimlerin irşadında mürşidlerin daha çok uyguladıkları eğitim metodu, onları ilmin kibir illetinden arıtmak ve ümmete bir cevher olarak sunmaktır. Medeniyet tarihimizde bunun sayısız misalleri vardır. Hatta denilmiştir ki “Âlimin mürşide teslimiyeti zor ve fakat terbiyesi kolaydır. Ancak câhilin teslimiyeti kolay ve fakat onun da terbiyesi zordur.”
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri buyurur: “Her kim kendine bakıp ibadetini ihlâslı görür, keşif sahibi olduğunu düşünür ve nefislerin en çirkefi olarak kendi nefsini görmezse, hiçbir mânevî mertebede onun yeri yoktur.”[1]