Kâmil bir mü’min, gönül insanıdır. Merhamet ve diğergâmlık, onun en belirgin vasfı ve tabiat-i asliyesidir. Merhamet, mü’minin kalbinde hiç sönmeyen bir ateş gibidir. İnsan rûhunun ulaşabileceği olgunluk zirvesine çıkışın yolu, merhamet ve hizmet basamaklarından geçmektedir. Merhamet, îmânımızın bu âlemde şâhidi olan ve bizi kalben Rabbimize yaklaştıran ilâhî bir cevherdir.
Tarih boyunca sâlih zâtlar, üstün karakter ve şahsiyetleriyle cemiyetteki mânevî canlılığı ve İslâm’ın haysiyet ve vakârını ayakta tutma hizmetini en güzel sûrette îfâ etmişlerdir. Yüce Rabbimiz de onlardaki bu kuvvetli îman ve yüksek ahlâka mukâbil, onları sevmiş ve kıyâmete kadar gelecek mü’minlere de sevdirmiştir.
Hizmet ehli, her şeyden önce etrafına sağlam bir karakter sergileyebilmelidir. Zira insanlar, sağlam karakterli, vakarlı, örnek şahsiyetlere hayran olur ve onları örnek alarak peşlerinden giderler.
İhlâs ve istikâmet, hizmet ehlinin vazgeçilmez iki temel vasfı olmalıdır. Makbûl bir hizmette niyet, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını kazanmaktan ibârettir. “Ne hayırsever insanmış.” dedirtmek ve bundan nefsânî bir iftihar payı çıkartmak, hizmetin ecrini zâyî etmektir. Böyle nefsânî hislerle, o ulvî gâye, gölgelenmemelidir.
Hizmet ehli, her şeyden önce hizmetin kendisi için büyük bir nîmet ve lûtuf olduğunu düşünmeli ve bunu hizmetin birinci düsturu kabul etmelidir. Ayrıca nîmetin devamının şükürle kāim olduğunu idrâk ederek, Rabbine karşı hamdini ve şükrünü artırma gayreti içerisinde bulunmalıdır.
Hizmette muvaffak olabilmek için; ilim, irfan, liyâkat, vakar, hâlis bir niyet, sağlam bir karakter ve şahsiyet sahibi olmak zarûrîdir. Bunun zıddına, samimiyetsiz ve gâfilâne yapılan hizmetlerden de hayırlı ve bereketli bir netice beklemek beyhûdedir.
Mahlûkât arasında en mükerrem bir şekilde yaratılan insana, saygı ve tâzimle yaklaşmak îcâb eder. Zîrâ onun kalbi, nazargâh-ı ilâhîdir. Bu itibarla insana yapılacak hizmetlerde hassas davranmak, hizmetin semeresi ve ecri bakımından son derece mühimdir.