Ağır bir hücum karşısındayız. Sadece şehirlerimizi, düğünlerimizi, karakollarımızı ve caddelerimizi bombalamıyorlar; bizi biz yapan inanç esaslarımıza ve fikir dünyamızın temellerine de büyük bir taarruz var. Hattâ kelimelerimize, mefhumlarımıza ve onların zihinlerimizdeki karşılıklarına büyük bir saldırı var.
Hizmet ehli, zâhiren bir makama gelememiş görünse bile hakikatte bulunduğu kadirşinas çevre içinde saygı, sevgi ve itibar gören “ünvansız bir lider”dir. O liderler ki toplumun dertlerine ve ihtiyaçlarına çare olma adına bir gayretin içinde bulunurlar.
Ebû’l-Hasan Harakānî Hazretleri şefkat, merhamet ve hizmetle ilgili Allah'ın yolunda gidenlere şu nasihatlerde bulunur.
Ramazân-ı Şerîf, aynı zamanda güzel bir kulluk terbiyesidir. Allâh’a samîmî bir gönülle kul olamayanlar, neticede kula kul olmak gibi kötü bir âkıbete dûçâr olurlar. Bu hâl ise insanlık haysiyet ve şerefine yazık etmektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir kardeşinin ihtiyacını görmek için yürürse, Allah Teâlâ onu yetmiş beş bin melek ile gölgelendirir. Bu melekler ona duâ ederler. O işi bitirinceye kadar ilâhî rahmet deryâsı içinde olur. Kardeşinin işini görüp bitirdiğinde ise kendisine bir hac ve umre sevâbı yazılır…” (Heysemî, II, 299; VIII, 193)
Oruç; diğergâmlık tâlimidir. Yoksulların ve muhtaçların çektiği sıkıntılardan sadece biri olan açlığı fiilen yaşatarak onların hâlinden anlamayı temin eder. Böylece gönüllerde merhamet, şefkat ve cömertlik tohumlarının filizlenmesini sağlar.
Mazeret üreterek iş ya da hizmetten geri kalmak mesûliyet getirir. Ancak mazerete sığınmadan mevcut durumda ortaya çıkan zaruretler sebebiyle, iş ya da hizmetten geri kalmak, kişiyi mazur kılar ve mesûliyetten kurtarır. Hatta niyet samimi ise ve şartlar sonuna kadar zorlanmış ise yapmış gibi ecre nail olunur.
Olumsuz hâdise ve kişilere takılmak, çoğu zaman bizi hedeften alıkoyan ve hizmetimizden mahrum bırakan acı sonuçlara sebep olur. Bu itibarla eskilerin ifadesiyle “çalıyı dolaşmak” yolu uzatsa da gâyeye engel değildir.
Bütün mahlûkât, insana hizmet ve ibret olarak yaratılmış ve bu dünyâ hayâtında yine ona emânet edilmiştir. Bu sebeple bütün mahlûkâta muhabbetle yaklaşmak, insan için bir vicdan borcudur.
İslâm’ı ihsân kalitesinde yaşama disiplini diyebileceğimiz tasavvufî terbiyede “içinde yaşanılan ân”ın farkında olmak, büyük bir önem taşır. Bu irfân ocaklarının en büyük hedeflerinden birisi, hiç şüphesiz kişiyi gafletten, ihmâlden, ertelemekten, bilinçsiz ve şuursuz bir hayat anlayışından korumak ve basiret üzere diri bir kulluk kıvamına ulaştırmaktır. Yeni tabirle “farkındalık düzeyi yüksek” hassas bir kişilik kalitesi kazandırmaktır.