Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Evlâdım; her kimi Allâh tâlibi (Allâh’ı isteyen) görürsen, onun dostu ol, onun önünde saygı ile eğil!” sözleriyle bizi nefis savaşını kazananların yanına, Allâh dostlarının yanına çağırıyor.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Her şeyi anlayan, idrak eden akıl bile, dostların ayrılığı ile yayı kırılmış okçu gibi şaşırır, kalır.” (c.3, 3693) diyerek aklın şaşkınlığını bize anlatıyor.
Kalbin, Allâh’tan başka hiçbir şeye “aşk” sayılacak bir derecede muhabbet beslemesi, aslında gerçek bir mümin olmak için uygun görülmez. Bu fânî aşklar, ilâhî aşka bir istasyon olduğu takdirde hoş görülür.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de şöyle diyor: “Aşk, muhabbet, dostluk gibi hususların cümlesi vefâya bağlıdırlar ve dâimâ vefâlı olan kimseyi ararlar. Onlar, vefâsız bir gönüle aslâ yaklaşmazlar.” (c.5, 1165)
“Cesedi yakmadan, ilâhî aşk ve muhabbet lezzetlerine vâsıl olmak mümkün değildir.” (c.1, 22) Mesnevî'de geçen bu sözle Hazreti Mevlânâ bize neyi anlatıyor?
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de aşk ehlini şöyle anlatıyor: “Bil ki, içi ilâhî aşk ve muhabbetle dolu olmayan insan, ne kadar zavallıdır; belki hayvandan daha aşağıdır. Zîrâ Ashâb-ı Kehf’in köpeği dahî aşk ehlini aradı, buldu, ruhanî bir safâya erişti ve o has kullarda fânî olarak cenneti kazandı.” (c.2, 1425; 1428)
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Gel ey gönül! Hakîkî bayram, Cenâb-ı Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e vuslattır. Çünkü cihânın aydınlığı, O mübârek varlığın cemâlinin nûrundandır.” (c.6, 1861) sözleri ile neler anlatmak istiyor?
Vehb bin Münebbih -kuddise sırruh- Yemen diyarında doğup büyüyen bir Allah dostu.
Hazret-i Mevlânâ’da “şeb-i arûs”, yani “düğün gecesi” olarak tezâhür eden ölüm telâkkîsi, Yûnus’ta da aynı şekildedir.
Günümüzde felsefeyi en üstün ilim gibi görüp Vahiy ve Sünnet kaynaklı ilimleri küçümsemenin, bâzı İlâhiyatçılar(!) arasında da revaç bulduğunu, esefle müşâhede etmekteyiz. Fânîlerin felsefesini okumamış bir din âlimi, bu zevât nazarında, nâkıs, hattâ câhil olarak görülmektedir.