Günümüzde bazı çevrelerde İslâm’ı anlayıp yaşamak için sadece Kur’ân’ın yeterli olduğu, dolayısıyla “Kur’ân bize yeter.” ifadelerinin etkili olduğu görülüyor. Bu düşüncedeki hadisleri ve sünneti hafife alanların tehlikeli gizli maksadı nedir?
Sahabe devrinde hadisleri iki bölümde incelememiz gerekir. Birinci bölüm Hazreti Peygamber'in hayatta olduğu dönem, ikincisi ise Hazreti Peygamber'in vefatından, son sahabî'nin vefat tarihi kabul edilen hicrî 110 senesine kadar olan dönemdir.
Bir sözü, bir olayı işitildiği veya görüldüğü şekilde birisine nakletmeye “rivayet” denir. Hadis ilminde ise rivayet, hadis ve sünnetin nakledilmesine verilen addır. Rivayetin gayesi, Hazreti Peygamber'in hadislerini daha sonra gelecek nesillere sağlam bir şekilde ulaştırmaktır.
Hadis ve sünnete yönelik hiç de dost olmayan düşünce ve eleştirileri dillendirmekten vahşi bir zevk alan kasıtlı kimseler ve anlaşılmaz bir körlükle bu akıma kapılıp şakşakçılık eden gafiller, -iddialarının aksine- kimlerin ne tür emellerine zemin hazırladıklarını hatta hizmet ettiklerini görmelidirler. Aksi halde Ümmet ufkunda gelişecek kutsallara yönelik tüm olumsuz girişimlerin sebebi ve şakşakçısı olmaktan kurtulamayacaklardır.
Hadis ve sünnet Kur'an'dan sonra İslam’ın ikinci kaynağıdır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hadislerinin dinimiz İslam açısından ifade ettiği anlam ve önemi şu şekilde açıklayabiliriz...
Sünnet, Kur'an-ı Kerim'den sonra İslam’ın ikinci kaynağıdır. Çünkü Cenab-ı Hak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i İslam Dininin tebliği ile görevlendirmiş ve O'nda insanlar için güzel bir örnek olduğunu bildirmiştir.[1]
Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir Hoca ile “Hadis karşıtı” kampanya üzerine Altınoluk Dergisi'nde yayınlanan söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.