Allahü Teâlâ, suçluları cezalandırmada acele davranmaz. Kâfirler, küfürden imana; zâlimler, zulümden adâlete, âsiler isyandan ibadete; günahkârlar, günahtan tövbeye; sapıklar, dalâletten hidâyete yönelebilirler. Bu sebeble Allah Teâlâ cezaları tehir eder, hatta bir çoğunu âhirete bırakır.
Müslümanın vazifesi, günahkârı kendi hâline terk etmek değil, elinden tutarak nezih bir hayâta dönmesini sağlamaktır. Hazreti Mevlânâ mahlûkâta Hâlık’ın nazarıyla bakmanın müşahhas bir misâlini anlatıyor.
Bütün kullarını rahmet ve şefkatiyle kucaklayan Cenâb-ı Hakk’ın, kâfirleri de tövbe yoluyla temize çıkarıp cennetine alabileceği bu hadîs-i şerîfle ortaya konmaktadır.
Tövbenin belli bir zamanı olmadığını, insanın her zaman tövbe edebileceğini belirten hadîs-i şerîflerden biri de budur. Burada konu şahıs plânında ele alınmış, her ferdin kıyametinin, ölümü olduğu gösterilmek istenmiştir.
Dünyayı âhirete tercih etmek, kalbî hassâsiyetleri dumura uğratır. Bu yüzden kul, günahlara, onların vebâlinin ağırlığını hissetmeden, kolayca meyleder. Günahların iç sıkıntısını duymak bir yana, onlar âdeta tatlı bir mûsikî gibi kendisine hoş gelmeye başlar. Zira insan, hâdisât ve vukuâtı, kalbinin durumuna göre idrâk eder.
“Manevî büyüklere haset ederek, onları küçültmek isteyenlerin hasedi, kendileri için ebedî, sonsuz bir ölüm olmaz mı? Bu yüzdendir ki; «Her haset edenin hasedi, onun yaptığı iyilikleri, ibadeti yakar.» denmiştir.”
Güzel ahlâkın hizmette ne büyük bir tesir husûle getirdiğini gösteren şu misâl, ne kadar da ibretliktir.
Tasavvufî üslûp; günâha olan nefreti günahkâra taşırmamayı ve günahkâra öfkelenmek yerine acımayı gerektirir. Îman nîmetinden mahrumlara veya nefsânî zaaflara kapılmış olanlara, yılanların soğuk ve zehir saçan diliyle değil, rahmet lisânıyla yaklaşarak evvelâ gönüllerini fethetmek îcâb eder.
Evli olan çiftlerin üç talakta boşanması sonrasında İslam'a göre ne yapmaları gerekiyor?
Dr. Murat Kaya ile "Efendimizden Hayat Ölçüleri" dersinde günah işlemeye ısrar edenlerin durumu anlatılıyor.