Dünyaya aldanarak âhireti unutmak; bayağı şeylerle oyalanarak saâdeti sefâlet çarşısında aramaktan farksızdır. Bu gafleti bertaraf etmenin çâresi ise “zikir”dir. Zikir, gönlün Allah ile olmasıdır.
İyi bir Müslüman hayatı, ancak korku ile ümit arasında (beyne’l-havf ve’r-recâ) yaşanandır. Bazen cemâl bazen celâl sıfatlarını düşünerek Allah Teâlâ’ya karşı son derece saygılı ve korkulu, ama aynı zamanda büyük bir ümitle dolu olmak gerekir.
Efendimiz (s.a.v.) hadîs-i şerîflerinde; "Beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz öyle namaz kılınız."[4] buyurmuş; kıyam, kıraat, ruku ve sücûdun hududunu bildirmiştir. Farz namazların ilk ve son vakitlerini göstermiştir. İşte arı duru bir namaz için yapmanız gerekenler...
Dînî hayâtın alabildiğine zayıfladığı ve dînî ölçülere göre insanların bir hayli kusurlu bulundukları zamanlarda muhâtaba, mutasavvıfâne bir diğergâmlık, merhamet ve müsâmaha ile muâmele etmek gerekir. Zira bu davranış; günah, fitne ve isyânın her yönden kuşattığı bu gibi kimselerin düzelip kurtulma ihtimâlini artıracak en bereketli bir tavırdır.
Bir toplumda kötülüklerin yaygınlaşması, o toplumların helâkinin, çöküş ve yok oluşunun sebebi olduğu gerçeğini bize hatırlatan hadisi şerif aşağıda açıklanmaktadır. Bu yüzden emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker (iyiliği emredip kötülükten sakındırmak) her müslümanın görevidir.
Herkesin kendi derdine düşeceği mahşer gününde ilâhî rahmete ve Efendimizʼin şefâatine nâil olabilmek için; bugün tevbe, istiğfar, ibadet ve sâlih amellere sarılma mevsimindeyiz. Önümüzdeki; kabir, kıyâmet, mahşer, hesap, Sırat gibi zor ve çetin geçitlere, bugünden hazırlanmak mecbûriyetindeyiz.
Terbiyenin kişiye göre değişen sayısız yolları vardır. Birisi de ve belki en güzeli de muhatabı şoke edecek bir davranış güzelliği ile onun vicdanının sesini duymasına vesile olabilmektir. Ancak kimileri vicdanını o kadar kapatmıştır ki, bu sesi duyması imkânsız gibidir. Böylelerine ceza neyi gerektiriyorsa verilmek durumundadır. Bazen suçluya merhamet, daha büyük günahların ve zulümlerin teşvikine dönüşür. Mü’min, firâsetiyle kime nasıl davranılması gerekeceğini sezebilecek bir gönül kıvamına erişmelidir. Bunun da yolu takvâyı[2] artırmaktır.
İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz. İslam'da iyi veya kötü çığır açmakla ilgili ayetler ve hadisler...
Günaha düşmek, her insan için muhtemel bir durumdur. Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir. Esas olan günahta ısrar etmemek ve tevbeye yönelmektir. Bu itibarla bir günaha düçar olmuş herhangi bir mü’min kardeşimizi, kendi nefsiyle ve şeytanla başbaşa bırakmak yerine, kendisine şefkatle yaklaşmak, kardeşlik hukukunun bir gereğidir.
İnsana İslâmî ölçüler içerisinde bakmak, onun günahlarla kirlenmiş durumundan ziyâde aslına îtibar ve iltifat etmeyi gerektirir.