Samimiyet ve ihlâs dolu bir yüreğin canlı bir tablosu... Bu güzellik ve sıcaklık karşısında, hangi gönül yumuşamadan durabilir? Hasbîlik, şu tablodan daha güzel hangi kelimelerle tasvir edilebilir? İşte hasreti duyulan gönül insanı ve özlenen gönül kıvamı budur.
Terbiyenin kişiye göre değişen sayısız yolları vardır. Birisi de ve belki en güzeli de muhatabı şoke edecek bir davranış güzelliği ile onun vicdanının sesini duymasına vesile olabilmektir. Ancak kimileri vicdanını o kadar kapatmıştır ki, bu sesi duyması imkânsız gibidir. Böylelerine ceza neyi gerektiriyorsa verilmek durumundadır. Bazen suçluya merhamet, daha büyük günahların ve zulümlerin teşvikine dönüşür. Mü’min, firâsetiyle kime nasıl davranılması gerekeceğini sezebilecek bir gönül kıvamına erişmelidir. Bunun da yolu takvâyı[2] artırmaktır.
Peygamber Efendimizʼle (s.a.v) âhirette beraber olabilmek, Oʼnun yakınında bulunabilmek; her müʼminin en büyük arzu ve hasretidir. Bu nîmete erebilmek ise Efendimizʼi gerçek mânâda sevmekten geçmektedir.