Hz. Peygamber çok cömertti. Kendisinden bir şey istenilince, varsa verir, yoksa “yok” demez, sükût ederdi.
Gönül almanın ve gönle girmenin en kolay ve emin yolu, hizmetten geçer. İnsanın hayat kalitesini geliştirmesi ve mânen seviye kazanması bakımından, gönül himmeti alması önemlidir. Özellikle sâlihlerin, Rabbânî âlimlerin, mahzunların, muhtaçların ve mazlumların dualarına vesile olacak hizmetler, gönül himmetine nâiliyyet bakımından bulunmaz feyz kaynaklarıdır.
İçinde bulunduğumuz Mart ayı, Üç Aylar adı verilen, Allâh’ın lütuf, ihsan ve mağfiretinin âdeta sağanak sağanak yağdığı bir mevsimdir. İnsanın böyle zamanların farkında olması, elinden geldiğince bunları değerlendirmeye çalışması îcab eder. Bu aylar insanın karşısına çıkan ilâhî fırsatlardır.
Altından, gümüşten, elmastan ve yakuttan daha kıymetli birşey varsa o da kazanılmış bir gönüldür. Her ne yaparsak yapalım gönül kırmamaya dikkat edelim. Bir gönlü kırmak için tek bir söz yetebilir bazen lakin o gönlü tekrar onarmak belki yıllar alabilir. İşte bu sebepten ötürü bir kazanmak en büyük başarıdır.
Hiç unutulmamalıdır ki insan, metrajı belli olmayan bir makara gibi, her saniye ne zaman biteceği meçhul olan bir ömür sermâyesini tüketmektedir.
İlâhî hakîkatlerden habersiz, îmânın ilk meyvesi olan merhametten nasipsiz katı yürekli kimseler, insanlığı kendilerine sadece bir maske olarak kullanırlar. Böyleleri fikir olsa hakîkati öldürür; şâir olsa ruhları çürütür; ahlâk savunucusu kesilse ahlâkı mahvederler.
"Analık mefhumu, tek başına numarasız bir gözlük gibidir. Bir akrep bile yavrularını sırtında taşırken, doğurduğu çocuğunu herhangi bir saikle götürüp bir parka bırakan, vicdanını yitirmiş ana da anadır; sakat doğmuş bir evladı yaşadığı müddetçe şefkat ve merhametiyle kuşatıp üzerine titreyerek koruyan ana da anadır!"