Kelâmî bir mûcize olan Kur’ân’a muhâtap kılınan Müslümanların, onun ahlâkıyla ahlâklanması ve onun kelâmî güzelliklerine yaklaşmaya çalışması lâzımdır.
Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz Cennete bir karış kalıp da kaybedenleri, Cehenneme bir karış kalıp da kazananları haber vermektedir. Cenâb-ı Hak, ölüm gelene kadar kulluğu îtinâ ile yaşamamızı tavsiye eder.
Allâh’a ve Âhiret gününe îmân eden kimse, ya hayır söylemeli veya susmalıdır.
Düşünmek ve konuşmak, insanı diğer canlılardan ayıran fârik bir vasıftır. Bir kişinin konuşması, onun aklî seviyesini ve fikrî yapısını gösteren mücellâ bir ayna gibidir. Yâni insanı insan yapan dilidir. Bu sebeple onun saâdeti de felâketi de öncelikle diline bağlıdır. Dolayısıyla insan, söz söylerken ve konuşurken çok dikkatli olmalı ve yanlış yapmamaya îtinâ göstermelidir.
Meclislerde bir kimse geldiğinde ayağa kalkmayı yasaklayan Peygamber Efendimiz, şu üç kişi; yaşlıya, ilim sahibine ve âdil idâreciye yer açılabileceğini beyan etmiştir.
Bütün güzellikleri ve mükemmellikleri kendinde toplayan insan Efendimiz’in her hali, her tavrı, her hareketi, her sözü Ashâb-ı Kiram’ı hayran bırakmıştır. Çünkü O, Allah’ın ne harikalar yarattığını insanlara göstermek üzere gökten yere indirilmiş bir ilâhî kitap gibidir.
Peygamber Efendimiz’in öfkeli haldeyken okunmasını tavsiye ettiği duâ...
Edeb, İslâm nazarında o kadar ehemmiyetlidir ki, onu kısaca târif etmek için “İslâm, edepten ibârettir.” denilebilir. Çünkü Allah ve Resûlü’ne itaat edilerek yapılan işlerin tamamı, aynı zamanda edeb îcâbıdır. Yasaklar ise edebe muhâlif olan şeylerdir.
Hak rızâsı için sergilenen misâfirperverlik, Allâh’a ve Âhiret gününe îmânın bir semeresidir.
İslam’da yeme içmenin bazı kaideleri vardır. Dine uymayan israf, haramdır. Peki İslam’da israfı önlemenin şartı nedir? İşte cevabı...