Allahü Teâlâ ve Tekaddes hazretleri buyurur: "Sadakalarınızı o fakirlere verin ki, onlar Allah yolunda çalışmaya koyulmuşlardır. Öteye beriye koşup kazanamaz, dilenmekten çekindikleri için, tanımayanlar, onları zengin zanneder. Ey Resûlüm sen onları sîmâlarından tanırsın. Onlar iffetlerinden ötürü, insanları rahatsız edib bir şey istemezler. Siz malınızdan, bunlara ne harcarsanız, muhakkak Allah onu hakkıyla bilicidir." (Bakara, 273)
Sevabı Allah’tan beklenen ve inanılarak yerine getirilen iyilik ve hayırlar, insana cennet kapılarını açar. Hayır ve iyilik yollarının sayısızlığı, bu konudaki en büyük teşvik unsurunu oluşturmaktadır.
Fakiri ve garibi red için ağızdan çıkacak her ses ve nefes, onun kalbini incitir. Sanki sathına hohlanmış ayna gibi kalp buğulanır. Parlaklık ve derinliği zâyi olur. Cömertliğin keremini göstermez olur. Amellerimiz, infaklarımız dâimâ gözümüzde devleşir. Bizi oyalar ve aldatır. Bize haz hamallığı yaptırır. Dicle’den ve onun sahibinden habersiz olduğumuz için bir testi su, gözümüzde bir deryâ olur.
Peygamber Efendimiz; fakir, yetim, kimsesiz ve dullara şefkat ve yakınlığı ile tanınırdı.