Dünyada zayıf güçlüye, fakir zengine, sakat sağlama muhtaçtır. Âhirette ise güçlü zayıfın, sağlam sakatın, zengin fakirin duâsına muhtaçtır.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin, nebevî bir terbiye metodu ve dolayısıyla mühim bir sünnet olan sohbetin ehemmiyeti, lüzûmu, mâhiyeti ve edepleri üzerine kaleme aldığı yazıyı istifadelerinize sunuyoruz...
Ölümden kaçarak beyhûde yorulan, ölümü kendinden uzak görerek kendini kandıran gâfillerin aksine, nebevî terbiye ile yetişen ashâb-ı kirâm ve onların izinden yürüyen Hak dostları, ölüme hazırlanmayı, onu sık sık hatırlamayı ve âdeta ölümle iç içe yaşamayı hayat düstûru edinmiş kullardı.
Hepimiz, ilâhî imtihan diyârı olan bu cihan mektebinin talebeleriyiz. Kulluk tahsilimiz, ecel tasdiknâmesiyle son bulacak, amellerimizle toprağın sînesine gömüleceğiz. Yani dünya hayâtı; ilâhî rızâya nâil olmak ve ebedî istikbâli kazanmak için verilen bir mühletten ibârettir.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin kaleminden tasavvuf târifleri: "Tasavvuf, Allah Teâlâ ile ünsiyet kurma sanatıdır. İnsan, sevdiğine, sevgisi kadar fedakârlıkta bulunur."
Cenâb-ı Hak, insanı kâinatın en şerefli varlığı kılmış, yarattığı her şeyi de ona emânet etmiştir. Kendisine lütfedilen büyük bir salâhiyetle yaşayan insanın, Halık’ına karşı ciddî bir kulluk şuuru ve ihsan duygusu içinde bulunması zarurîdir.
Muhabbetle yaklaşılan sâlih kimselerden gönüllere huzur ve ferahlık aksettiği gibi, gâfil ve fâsık kimselerden de sıkıntı ve kasvet akseder.
Seyr u sülûkte tatbik edilegelen umûmî ve husûsî pek çok terbiye usûlü vardır. Bu usûllerden biri de "sohbet"lerdir. Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin "sohbet" hakkında kaleme aldığını yazının bir kısmını sizinle paylaşıyoruz.
Bir mü’min için Hak dostları ve sâlihlerle beraber ve hemhâl olabilmek, tâlihlerin en büyüklerindendir. Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, sâlihlerle ülfetin önemini vurgularken, bunun nefis terbiyesindeki mutlak tesirine de dikkat çekiyor.
Ecdâdımız; “Hâfıza-yı beşer, nisyân ile mâlûldür.” demişlerdir. İnsanlığın nisyân ve gaflet illetine, yani unutma zaafı ve kasvet-i kalp hastalığına karşı, Allâh’ın gönüllerdeki mânevî varlığını ve ulvî mevkiini sürekli tâzelemek, O’nu dâimâ hatırda tutmak ve kalbi O’nunla canlandırmak îcâb eder.