İslâm, müslümanlara hesap gününü düşünerek yaşamayı ve kimsenin hakkına tecâvüz etmemeyi öğretir. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- kâmil bir mü’mini şu veciz ifadelerle târif etmiştir: “Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların zarar görmediği kimsedir...” (Buhârî, Îmân, 4-5)
“İslâm” kelimesi, selâmet, kurtuluş, barış, huzur, emniyet, teslim olup rahata ermek gibi mânâlara gelir. Bu da İslâm dîninin her yönüyle bütün âleme tam bir selâmet, kurtuluş ve huzur bahşettiğini gösterir. Yani İslâm sadece insanlara değil, hayvanlara, bitkilere ve hatta cansız varlıklara bile rahat ve huzur bahşeder.
Çoğunluğu Ruhu'l Beyan adlı tefsir kitaptan derlenen menkıbelerden oluşan Hızır'la Sohbet adlı eser Erkam Yayınları tarafından okuyucuya sunuldu.
İnsanoğlunun dünyevî ihtiyaçlarının başında emniyet ve huzur gelir. İnsanın her türlü zulümden muhâfaza edilmesi, haklarına sahip olarak onlarla saâdet bulması ve bu huzur ortamında dünyevî ve uhrevî istikbâlini temin etmesi lâzımdır.
Kalplerdeki takvâ duygusunun kimde daha yüksek olduğunu, dolayısıyla kimin daha hayırlı olduğunu ancak Allah Teâlâ bilir. Bunun içindir ki Rabbimiz, âyet-i kerîmede şu îkazda bulunur: “Ey mü’minler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha hayırlıdır…” (el-Hucurât, 11)
Cenâb-ı Hak, insan nesline diğer mahlûkâttan çok farklı ikramlarda bulunmuştur. Zira O, kullarını çok sevmekte ve onlara çok merhamet etmektedir. Etrâfımızda her an temâşâ edip hayranlıkla seyrettiğimiz binbir türlü sanat hârikaları, ilâhî nakışlar ve kudret tecellîleri, âdeta birer muhabbet mektubu gibi bizlere ikrâm edilmektedir.
Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- Efendimizin hikmetli sözlerinden biri...
M. Âsım Köksal Hoca'nın mümtaz kaleminden ortaya çıkan eşsiz eser "Hz. Muhammed ve İslâmiyet" adlı eseri 8 cilt hâlinde Erkam Yayınları tarafından yayımlanıyor.
İstiğfar; kulun kendisindeki varlık, benlik ve enâniyet duygularını bertaraf ederek; “Aman yâ Rabbi! Ben âcizim, Sen kâdirsin, merhamet sahibisin! Ben ise Senʼin rahmet ve mağfiretine muhtaç hakir bir kulunum. Lûtf u kereminle rahmetini benim üzerimde tecellî ettir.” diyebilmesidir. Bu niyâzını da yalnız sözde bırakmayıp, sâlih amellerle fiilen tescil ettirmesidir.
Hac ve umre ibâdetlerinin başlangıcında veyâ nihâyetinde, Medîne-i Münevvere’de ziyâret ettiğimiz Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in makâmı; kalbin, ilâhî muhabbet nakışlarıyla ziynetlenip ulviyyet kazandığı bir mekândır.