İmam Ebû Hanîfe Hazretleri nasıl bir ticaret ahlâkına sahipti? Ebû Hanîfe Hazretleri başına gelen hadisede nasıl bir tutum sergiliyor? Bu ve benzeri içerikler, yapay zekâ uygulamalarıyla çalışan ekibimiz tarafından; özenle hazırlanmış animasyonlar, kıymetli hikâyeler ve ibretli kıssalar temel alınarak sizler için oluşturulmuştur.
İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe Hazretleri, sükûtunun uzunluğu ve derinliğiyle meşhurdu. Bu bakımdan yaptığı tavsiyeler, onun bu hâlinin yani uzun sükût ve derin tefekkürün bir yansımasıydı.
Bir Müslüman, İslamiyet'i söz ile temsil ettiği gibi hâl dili ile de temsil etmeli. Müslümanlığı hâl ile yaşamalı. Şüphesiz ki bunun önemli alâmetlerinden birisi de helâl kazanç. İşte Ebû Hanife Hazretleri'nin hikâyesi, Müslüman'ın, hayatında helâl kazanca ne kadar önem vermesi gerektiğini anlatan bir ibret tablosu...
İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe Hazretleri’nin Muhammed Bâkır (r.a.) ile münâsebeti olduğu gibi, onun oğlu Câfer-i Sâdık (r.a.) ile de ilmî temasları vardı. Her ne kadar ikisi aynı yaşta ise de, âlimler Câfer-i Sâdık Hazretleri’ni İmâm Ebû Hanîfe’nin üstadlarından saymışlardır.
En kıymetli dünya nimeti...
Bütün kâideler, hattâ şer’î hususlar bile onları tatbik eden kimselerin kalbî âlem, olgunluk ve istikâmetlerine göre netice verir. Zira kânunlar, keskin bir bıçak veya silâh gibidir. Hak ve adâleti tevzîde de kullanılırlar, nefsin galebesiyle binbir zulme de âlet edilebilirler. Yani bıçak veya silâh, onları elinde tutanın durumuna göre hayra veya şerre kullanılabilir.
Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in muhabbet deryasına gark olmak, O’nda yok olmak... Bu hâlin alâmeti, Kur’ân ve sünnet modelini hayatın her safhasına aksettirebilmek... Bu o kadar mühimdir ki, fenâ-fi’r-rasûl mertebesine vâsıl olamayanlar, hiçbir zaman fenâ-fillâh mertebesine ulaşamazlar.