Duâ, sadece kavlî değildir. Amel-i sâlihler, fedâkârâne hizmet ve gayretler de fiilî duâdır.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; dâimâ Cenâb-ı Hakk’a duâ, niyaz, hamd, şükür ve zikir hâlinde yaşadı. Ashâbına da Rabbe ilticâ hâlinde yaşamayı tâlim buyurdu.
Duâda istenen, ilâhî rahmet ve merhamettir. Bu itibarla duâda yüreklerden ilâhî dergâha yükselecek ilk ifâde; âsîlik, günahkârlık, zayıflık ve acziyetin îtirâfı olmalıdır.
İbrahim bin Ethem Hazretleriʼne “Yaptığımız duâlar niçin kabul olmuyor?” diye sorulduğunda Hazret şu cevâbı verir...
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) uykudan kalkınca nasıl dua ederlerdi?
Üzüntülü ya da sıkıntılı birinin okuması gereken duâlar...
Bir anne duasının bereketini anlatan gerçek hikaye...
Duaya nasıl da muhtacız… Su gibi, ekmek gibi, hava gibi muhtacız. İş kadar, eş kadar, kardeş kadar muhtacız. Ama ne kadar az dua ediyoruz! Belki ihtiyacımızın farkında değiliz, duanın yokluğunu hissetmiyoruz. Belki işlerimiz yolunda gidiyor, yalvarmaya zaman bulamıyoruz. Belki de umudumuz tükenmiş, susuyoruz. Hâlbuki şartlarımız ve imkânlarımız ne olursa olsun, nerede ve hangi anı yaşıyor olursak olalım, yeterince dua etmiyorsak çok şey kaybediyoruz...
Abdullah Sert Bey, ayetlerde bahsedilen sıkıntıları gidermenin yolunu anlatıyor...
Hasta olan annesinin yanında kalıp arkadaşlarıyla ilim tahsiline gitmekten vazgeçen Hakim Tirmizi hazretlerinin anne duası alarak ilim yolcusu olma hikayesi, bize anne rızâsını almanın önemini anlatıyor.