Duâ, Allah’ın azameti ve ulviyeti karşısında kulun aczini itiraf etmesi, muhabbet ve tazim duyguları içinde Allah’ın lütuf ve yardımını taleb etmesidir.
Bizler, hem Müslüman kardeşlerimiz için duâ etmeli, hem de onlardan duâ talebinde bulunmalıyız.
Şeyh Sâdi’nin eserlerinde zikrettiği kıssaları bir hikâye olarak değil, bir hikmet dersi olarak dinlemek lâzımdır.
Ahlâkı güzelleştirmenin zorluklarından biri de zor zamanlarda imtihan edilmesidir.
Ortodoks tıbbı son çeyrek yüzyılda akıl almaz bir hızla gelişerek bir çok sahada umutları yeşertmeye devam ediyor. Genom projesinin mimarları da bizi ölümsüzlüğe doğru götürdüklerini iddia ediyorlar. Bütün bunlara rağmen, son zamanlarda daha sık haber olmaya başlayan alternatif terapötik destekler… dua, manevi tedaviler gibi kavramları hepimiz merakla takip ediyoruz.
Her kim Muharrem ayının ilk on gününde, özellikle birinci ve onuncu Aşûra günleri sabahleyin üç kere bu duâyı okursa Allah Zü’l-celâl Hazretleri’nin o kimseyi tâ gelecek senenin Muharrem ayına kadar cemî’ belâlardan emîn ve muhafaza buyuracağı rivâyet olunmaktadır.
Duâları kabul eden Allah Teâlâ’dır. O’nun esmâ-i hüsnâsından / en güzel isimlerinden biri de «اَلْمُج۪يب el-Mücîb / Duâlara icâbet eden»dir.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) yaptığı dualardan bazıları...
Peygamberler; duâlarında, hiçlik ve mahviyet içinde, acziyetlerini ifade ediyorlar. Peygamberler niyazlarını ve taleplerini bilhassa son nefeste îmâna ve âhirette necâta teksif ediyorlar.
Âyet-i kerîmede buyurulur: “Allâh’a koşun!..” (ez-Zâriyât, 50) Cenâb-ı Hakk’a ilticâ, yegâne çaremizdir. Zira insan ne kadar gayret etse, Cenâb-ı Hakk’ın verdiği sayısız nimetlerin bir tanesini dahî ödemesine imkân yoktur.