Bebek, hâmilelik boyunca üç kat zarın içinde korunmaya alınmıştır. Bebeği, göbek kordonunu, eşi ve bütün rahmin içini kaplayan iki tabaka, tek kat gibi görünür ve birbirinden zor ayrılır. Doğumla beraber bu zarların vazifesi de sona erer ve vücut dışına atılırlar.
Yaratılış mâceramızı baştan sona tefekkürle okuduğumuzda bunun her bir kısmının “Esmâ-i Hüsnâ” ile sarılıp-sarmalandığını görürüz. İnsan; hikmetle seyredeni hayretler içinde bırakan, Cenâb-ı Hakk’ın bir sanat harikasıdır. Zerre kabîlinden bile olmayan bildiklerimizle bunu anlayıp aktarmaya çalışırken, Rabbimiz, her satırda farklı pencereler açtı önümüze...
Bebekler; lâl olurlar da sade bir çığlık ile ağlayarak en büyük dersi verirler hakikatte, gafil insanoğluna… “Ağlayın ve anlayın!” derler. Ağlamak, anlamaktır… “Ağlayın ve dirilin!” derler. Bebekler ağlamazsa doğduğunda, hayatları sıkıntıya girer; zira ağlamak nefes almaktır, hayattır. “Ağlayın ve şükredin!” derler; yani şükredemediğinize ağlayın!
Bebeğin, anne rahminde geçirdiği 40 haftanın ardından dünyaya gelmesi ile alakalı yaşanan hâdiseler, hem anne bedeninde, hem de bebeğin bedeninde meydana gelen değişiklikler açısından insanın zihnini zorlayan, hayret verici, mûcizevî ve mükemmel bir süreçtir.
Yaşaması takdir edilen ortama göre şekillenen her uzvumuz, hakîm bir sanatkârın eseridir. Işık olmayan bir yerde gelişen ışık refleksi, görüntüyü odaklayabilme kabiliyeti, nemlendirme mekanizmaları, yabancı cisimlere karşı inşâ edilen kalkanlar ve daha sayamayacağımız nice kusursuz tasarımlarla var edilir.
Havadaki oksijen ciğerlerimize nasıl dolar? Koştuğumuzda ya da ateşlendiğimizde hızlanan, istirahatte yavaşlayan bir solunumun hızı neye göre ayarlanır? Bize çok sıradan gibi görünen bu hâdiselerin her biri mûcizevî detaylara sahiptir.
Vücudumuzun oksijene olan ihtiyacı, nasıl ve ne zaman tespit edilmiştir? Onu bizim istifade edebileceğimiz şekilde atmosfere kim yerleştirmiştir? Bir nefesimize teslim olup içeri nasıl girer, niçin hiç direnmez?
Bebeğin anne karnında canlanması nasıl oluyor? Bebeğin anne karnında başlayan hayat hikayesi ibret tablolarıyla dolu, mucizelerle örülü birçok işlemden geçiyor.
Her 100 kadından 95’i, âdet döneminde bazı duygu, davranış ve fizikî değişiklikleri/belirtileri yaşarlar. Bunların % 40’ı bu belirtiler yüzünden günlük hayatta problemlerle karşılaşırken; % 5-7’sinde belirtiler ciddî boyutlara varabilir. Bu belirtiler, kadından kadına farklılık gösterebileceği gibi, aydan aya da değişim gösterebilir.
Başlangıçta tek bir hücre iken ve herhangi bir şeye benzemezken, sonuçta yüz trilyon hücre sayısına ulaşan, mükemmel bir canlı örneği olan insan, aklımızın sınırlarını zorlayacak bir tasarımla yaratılır.