Evlilikte dini hayat nasıl olmalıdır ve huzurlu bir aile yuvası nasıl olur?
Hz. Peygamber, Ramazan bayramlarında musallâya çıkmadan önce hurma yeme âdeti bir sünnet telakki edilmiş ve bu telakki bayramda tatlı ikramı geleneğini doğurmuş. Bayramların kalabalıkla ve büyük bir coşku içinde kutlanmasını arzu ettiğini öğrendiğimiz Peygamber Efendimiz, bayram kutlamalarında silâhlarla yapılan folklorik gösterilere dahi izin verirdi.
Ümmetimiz büyük bir ümmettir. Bu ümmetten olup küçük kalmak neredeyse mümkün değildir. Allah Teâlâ’nın yarattığı konumumuzu küçük görmemiz küçük kalmaya ve erimeye götürür bizi. Anneden âlime kadar herkesin yeri var ve herkesin muhakkak gölgesi vardır.
Muhâsebe, insanın yaratılış gâyesi doğrultusunda kendisini hesâba çekmesidir. Bir işe başlamadan, bir adımı atmadan, bir sözü söylemeden önce sonunu hesab ederek hareket etmek, sonradan duyacağımız pişmanlık ve yanlış anlaşılmalara önceden mânî olmaktır.
Rasûlullah Efendimiz’i en iyi tanıyan Hak dostu, âlim ve âriflerin en mühim kerâmeti, büyük-küçük bütün hâl ve hareketlerinde Sünnet-i Seniyye’yi büyük bir hassâsiyetle yaşamaya çalışmalarıdır.
Dindarlık, kişinin Allah ile nitelikli ilişkisidir. Bir dindarlık tezahürü olan “iyilik”, kişinin kendisi ile ve toplumla ilişkilerini “doğru” biçimde düzenlemesini öngörür. Kişinin dindarlığındaki sadâkati yaptığı iyiliklerin niteliğine ve kıvâmına bağlıdır. İyilikleri küçük görmemek ve ecrini muhakkak Allah’dan beklemek gerekir. Hadis edebiyatımızın kitâbü’l- birr bölümleri güzel dindarlık örnekleriyle doludur. Samimi dindarlığı anlamak isteyen “kitâbü’l- birr” hadislerini okumalıdır.
Dînî hayâtın alabildiğine zayıfladığı ve dînî ölçülere göre insanların bir hayli kusurlu bulundukları zamanlarda muhâtaba, mutasavvıfâne bir diğergâmlık, merhamet ve müsâmaha ile muâmele etmek gerekir. Zira bu davranış; günah, fitne ve isyânın her yönden kuşattığı bu gibi kimselerin düzelip kurtulma ihtimâlini artıracak en bereketli bir tavırdır.
“Bize sadece Kuran yeter diyenlerin” aslında Kuran-ı Kerim’e karşı da saygı ve sevgileri yoktur, onların derdi peygamberimizi devre dışı bırakarak Kuran-ı Kerimi kendi keyiflerine göre yorumlamaktır. Zira bu kesimler hadis külliyatı ortada durduğu sürece Kuran’ı istedikleri gibi yorumlayamamakta, dini hayatı keyiflerine uyduramamaktadırlar.
Kâsım bin Muhammed (r.a.); emîn/güvenilir, verâ ve takvâ sahibi, yüce bir zât idi. Büyük bir fakih ve dînî ilimlerde imâm idi. Her hâli ile, zamanının en değerli şahsiyeti ve mürâcaat mercii idi.[1]
Dr. Adem Ergül, "Dini Hayatımız ve Mezhebimiz" konulu sohbeti anlatıyor...