Evlilikte neden önemlidir?
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bugün tüm Türkiye'de camilerde okunan Cuma hutbesinin konusu "Rıfk: Allah Her İşte Zerafeti Sever" oldu.
Dr. Adem Ergül, İlmi Araştırmalar Merkezi’nde (İLAM) yaptığı “Tefsir Dersleri”nde (Nisa Suresi 122-127. Ayetler) "muhsin" ve "ihsan" kavramları üzerinden dindarlık ufkumuzun ne olması gerektiğine işaret ediyor.
Mal ile ilişkimizin bir dindarlık göstergemiz olacağını asla unutamayız. Ölçüsüz yeme içme sadece bedene zarar açısından düşünülemez. Aynı zamanda nimetler üzerindeki savurganlık olarak da bizi yıpratmaktadır. Mesken, binek vasıtası üzerindeki harcamalarımızın ne kadar gerekli ve tabii ne kadar da şeytanın kardeşleri olmaya zemin oluşturacak bir savurganlık olduğu gözden kaçmayacak bir işarettir.
Dindarlık, kişinin Allah ile nitelikli ilişkisidir. Bir dindarlık tezahürü olan “iyilik”, kişinin kendisi ile ve toplumla ilişkilerini “doğru” biçimde düzenlemesini öngörür. Kişinin dindarlığındaki sadâkati yaptığı iyiliklerin niteliğine ve kıvâmına bağlıdır. İyilikleri küçük görmemek ve ecrini muhakkak Allah’dan beklemek gerekir. Hadis edebiyatımızın kitâbü’l- birr bölümleri güzel dindarlık örnekleriyle doludur. Samimi dindarlığı anlamak isteyen “kitâbü’l- birr” hadislerini okumalıdır.
Hak dinlerin tebliğcisi olan peygamberler ve onların gerçek varisleri, tebliğ ve irşad hizmetlerini dünyevi bir karşılık için yapmamışlar, üstelik bu yolda maddî ve manevi her türlü fedakarlıkta bulunmuşlar, hayatlarını bile ortaya koymuşlardır.
Bu sûrede insan ruhuna zararı düşünülen, din ve dünya bakımından çekinilmesi, korunulması lâzım gelen şerlerin hepsi sayılarak onlardan Allâh’a sığınmak emredilmiştir. Kurtuluş, ancak bundadır.
Dindarlık gayretiyle de olsa İslam'da aşırılık aslâ doğru değildir. Çünkü ne kadar iyilik ve ibadet yaparsa yapsın, bir insan bu hareketleriyle kurtuluşunu temin edemez. Zira kurtuluş Allah Teâlâ’nın lutfu iledir. O halde yapılacak iş, mu’tedil ve müstakîm bir çizgide dini yaşamaya, onun esaslarına tüm hayatında bağlı kalmaya, gücü ölçüsünde çalışmaktan ibarettir.
Tasavvuf, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ve ashâb-ı kirâmın vecd içinde yaşadığı “takvâ hayatı”dır. Tasavvufla ilgili yapılan belli başlı bazı tarifler.
Bâyezîd-i Bistâmî, -rahmetullahi aleyh-, Allah Teâlâ’yı zikrederken büyük bir vecd ve istiğrak hâli yaşardı. Namaz kılarken, âdeta kemiklerinin çatırdadığı duyulurdu. Bu hâl, onun Cenâb-ı Hakk’a karşı duyduğu haşyetin ve ilâhî emirlere bağlılığın bir eseri idi.[1]