Doğusundan, batısına dünya krizler çağını yaşıyor adeta. Asya, Avrupa, Amerika ve Ortadoğu, neredeyse dünyanın dört bir tarafında gerilimler hâkim.
Ortadoğu’nun ve daha genel anlamda İslam dünyasının içler açısı durumu tahlil edilirken altı en çok çizilen hususlardan biridir anti demokratik yönetimlerin mevcudiyeti. Sırtını halkına değil başka odaklara dayayan Ortadoğu yönetimleri, ülkelerinin ve bölgenin istikrarsızlığının, emperyalist çevrelerle birlikte en önemli müsebbibi olarak zikredilir.
İşgal devleti İsrail, Mescid-i Aksa’ya yönelik Siyonist politikayı uzun zamandır planlı, projeli, sinsice yürütüyor. Attığı tahrik dolu adımlarına İslam dünyasından gelen tepkileri test ediyor. Tepkiler cılızlaştıkça bir adım daha atıyor. Formaliteden öteye geçmeyen kınamalar İsrail’i çok daha cesaretlendiriyor.
Küresel gündemde baş döndüren gelişmeler yaşanıyor. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk yurt dışı ziyaretini gerçekleştirdiği günden bu yana Ortadoğu daha bir hareketli, daha bir gerilim dolu. Trump’ın ziyareti sonrası patlak veren Körfez’deki kriz kaynamaya devam ediyor. Krizin nereye doğru evrileceği hâlâ meçhuliyetini koruyor… Katar, baskıdan kurtulurken rüzgar tersine mi dönüyor?…
16 Nisan referandumu, tartışmalarıyla birlikte geride kaldı. Türkiye, parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine geçti. İçeride, referandum sonuçlarının kime ne mesaj verdiği uzun uzadıya tahlil edildi, ediliyor da. Yeni dönemin hem içeride hem de dışarıda neler getireceği de hararetli bir biçimde tartışılıyor. Muhtemel öngörüler, senaryolar dillendiriliyor önümüzdeki sürecin siyasi tablosuna ilişkin olarak.
Referandum süreci zarfında gerilen Türkiye-Avrupa ilişkilerini referandum sonrası neler bekliyor peki? İlişkilerdeki yüksek tansiyon düşecek mi yoksa devam mı edecek?
Avrupa Birliği ile Türkiye arasında 2005 yılından bu yana sürdürülen üyelik müzakerelerinin askıya alınması seçeneği gündemdeki yerini koruyor.
15 Mart 2011’de başlayan Suriye savaşı yedinci yılına girdi. Taş üstünde taşın kalmadığı Suriye’de geride kalan 6 yıl boyunca büyük insanlık dramları yaşandı. Arap baharı ile başlayan ancak Suriye’de sonbahara dönüşen özgürlük talepleri, Suriye halkına ağır faturalar ödetmeye devam ediyor.
Yabancı düşmanlığı ve İslamofobi artık Avrupa siyaset arenasında en geçerli siyasi akçe haline gelmiş vaziyette. “Yabancı ve İslam düşmanlığı oy getiriyor” kanaati her geçen gün biraz daha yayılıyor Avrupa siyaset arenasında. Buna merkezdeki partiler de katılıyor.
Türkiye 16 Nisanda önemli bir referanduma gidiyor. Parlamenter sisteme devam mı yoksa Cumhurbaşkanlığı sistemine dönüş mü? 17 Nisanın sabahında bu sorunun cevabını almış olacağız. Referandum öncesi Türkiye’de siyasi tansiyon bir hayli yüksek. İçerideki yüksek tansiyona paralel dış politikada da yüksek tansiyonlu günler yaşıyoruz. Özellikle de Avrupa ülkeleri ile.