Hakk’a vuslat yolunda mesâfe alabilmek; ancak Kur’ân-ı Kerîm’in hükümlerine itaat etmeye, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Sünnet-i Seniyye’sine riâyet etmeye ve Allah dostlarının örnek hâl, ahlâk ve davranışlarına büyük bir titizlikle tâbî olmaya bağlıdır. Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri de bütün Hak dostları gibi, Sünnet-i Seniyye’yi büyük bir şevk ile îfâya gayret ederdi. Ondan zerre kadar tâviz vermezdi.
“Bütün insanlar hesaptan kaçarlar, ben ise Cenâb-ı Hak’tan beni hesâba çekmesini istiyorum.” diyen Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri neden hesaba çekilmek istediğini bakın nasıl anlatıyor.
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri ârifin alâmetini anlatıyor.
Bâyezîd-i Bistâmî, -rahmetullahi aleyh-, Allah Teâlâ’yı zikrederken büyük bir vecd ve istiğrak hâli yaşardı. Namaz kılarken, âdeta kemiklerinin çatırdadığı duyulurdu. Bu hâl, onun Cenâb-ı Hakk’a karşı duyduğu haşyetin ve ilâhî emirlere bağlılığın bir eseri idi.[1]
Mânevî terbiyenin en mühim gâyelerinden biri “el kârda gönül Yâr'da” düstûrunu kazandırmaktır. Bu düstur sadece ibadetler esnâsında değil, dünya ile meşgûliyette bile gönlü Hakkʼa verebilmek ve hayatın hiçbir safhasında Oʼndan gâfil kalmamaktır. Böylece dâimî bir zikir hâline kavuşabilmektir.
Cenâb-ı Hakk’a kulluğun tezâhürü olan bütün ibadetler, rûha verilen ayrı ayrı vitaminler mesâbesindedir. Her ibadetten almamız gereken hikmetler, dersler ve ahlâkî kıymetler bulunmaktadır. İbadetlerimizin makbûliyetinin alâmeti de bunlardır.
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri, (ks) daha annesinin karnında iken kerâmetleri görülmeye başlamıştı.
Bir müʼmin, gönülleri fethedebilmek için önce kendi gönlünü fethetmelidir. Bunun için de kalbini yalnızca Cenâb-ı Hakkʼın tâlimatlarına ve Peygamber Efendimizʼin terbiyesine açması elzemdir.
Gönül erlerinin işi nedir?
Bugün husûsiyle Rabbin “Rahmân ve Rahîm” tecellîlerinden nasîb alarak Yaratan’dan ötürü yaratılanlara merhameti kâmil bir tarzda yaşayabilme mecbûriyetindeyiz. Bu hâl ise, Hakk’a yakın bir kul olabilmenin en büyük müessirlerinden biridir.