Boş hülyâlar ve gelgeç sevdâlar uğruna nice insan, rahatından, malından, sağlığından, hattâ canından olmayı göze almakta iken; günümüzün Ebû Cehilleri bâtıl dâvâlarını sürdürmek için canhıraş bir gayret ve fedakârlık gösterirken; hak ve hakîkat bir dâvânın mensupları olan bizler, gayret-i dîniyyemizin seviyesini nasıl kâfî görebiliriz? Bu husustaki vicdan muhâsebesinden nasıl yüz aklığıyla çıkabiliriz?
Genç, çok genç. Henüz 25 yaşında. Üniversite 3. sınıfa gidiyor. Bir ruh sağlığı hastanesine çaresizlik içinde tedavi olmak için başvurmuş. Başvuru sebebi ileri derecede alkolik olması. Öyle böyle değil sabah akşam ölçüsüzce alkol alıyor. Sordum neden böyle oldu? diye. Anlatıyor yüzü mahzun, gözleri yaşlı: “Kendime hiç güvenim yok” diyor. “Konuşurken başım, ellerim titriyor heyecandan. Heyecanımı bastırsın diye alıyordum alkolü. İlk başlarda problem olmuyordu ancak sonra hiç bir şekilde kendimi kontrol edemez oldum.”