Bayramlar aslâ tatil günleri değildir. Bu mübârek günleri, zikirle, şükürle, Allah için yapılacak ikram ve ziyaretlerle ihyâ etmek gerekir.
Her musîbet, ona müstehak olunduğu için başa gelmez. Bâzen bir müʼmin, mazlûmiyetle taçlanmak, sabır neticesi mânen derece elde etmek ve mükâfatlandırılmak üzere bir musîbete mâruz kalır.
Allah Teala’nın bildirdiği, Rasulullah Efendimizin nezih hayatına yansıyan ölçüler dışında Müslümanlık yok. Her Müslüman ve her İslam toplumu, bugün, yarın ve tüm zamanlarda, Kur’an ve Rasulullah muvâzenesinde bir İslam kişiliği ile donanmak zorunda. Onun adı da “Rahmet Peygamberinin ümmeti rahmet insanı” olmaktır.
Yaptığı ilmi çalışmalar ile yakından tanınan Naim Karaman Hoca Efendi, Gebze’de hakkın rahmetine kavuştu. Uzun yıllar Beyoğlu Galata’daki Arap Camii Baş İmamlığı, İstanbul Merkez Vaizliği görevlerinde bulunan Naim Karaman Hocaefendi birçok ilmi çalışmalara imza attı.Hayatın içinde bir hoca olan Naim Karaman, İmam Hatibi bitirmiş, Hukuka gitmiş, avukat olmuş ama mihrabı ve kürsüyü seçmiş bir insan. Kendisi ile 1992 yılında Altınoluk dergisinde yapılan mülakatı sizlerle paylaşıyoruz.
Altınoluk: Efendim, mâlumu âlîniz, Temmuz ayı merhum Mûsâ Topbaş Efendi -Rahmetullâhi Aleyh-’in vefatının sene-i devriyesi. Bu yılki sene-i devriye, Ramazan ayına denk geliyor. Bu münâsebetle, Mûsâ Efendi’nin başta Ramazan ayının ihyâsı konusundaki hassâsiyetlerinin neler olduğunu, Ramazan ayını nasıl karşıladıklarını, bu günlerde Mûsâ Efendi’nin dünyasında nelerin değiştiğini, iftar sofralarının nasıl olduğunu, bu sofralarda kimlerin bulunduğunu zât-ı âlîlerinizden dinlemek isteriz.
Câfer-i Sâdık Hazretleri buyurur: “Bir kişiyi affettiğim için hiçbir zaman pişman olmam! Bu affım sebebiyle pek çok zarara uğrasam da affetmek bana, verdiğim bir cezâ sebebiyle bin defa pişman olmaktan çok daha güzel gelir.”[1]
Câfer-i Sâdık Hazretleri buyurur: “Bir mü’min kardeşine âit, hoş olmayan bir şey duyarsan, onun için birden yetmişe kadar mâzeret kapısı araştır. Bulamazsan; «Belki benim bilmediğim veya anlayamadığım bir mâzereti vardır.» de, sonra da meseleyi kapat!”[1]
Dua, yüksek bir bilinç halidir. Hakikatte neye muhtaç olduğumuzu bizden daha iyi bilen ve bunu vermeye istekli hem de muktedir olan birisinin varlığını kabul etme hali, Allah’a (c.c.) ne kadar muhtaç olduğumuzun en samimi şekilde itirafıdır. Dua eden kişi kibrini bir kenara atmış, gaflet uykusundan uyanmış demektir.