Kur’ân-ı Kerîm’de dikkat çekici bir emir var: “Kullarıma söyle; sözün en güzelini söylesinler.”1 buyruluyor ki bu emir, hiçbir kayıtla mukayyet değildir. Yani “Sözün en güzeli; nerede, ne zaman, kime?” sorularının cevabı, “Her zaman, her yerde, herkese” demektir.
Son zamanlarda Müslüman entellektüellerde ahlakı dinden ayrı olarak mütalaa etme eğilimi gözlenir oldu.
Kul Rabbine yâd olur, eylemi berbâd olur. Kul Rabbiyle şâd olur eylemi irşâd olur.
Peygamber Efendimiz: “Emriniz altındakilere Yusuf sûresini öğretiniz. Çünkü herhangi bir Müslüman onu yazıp ehline ve kendi kölesine öğretirse, Allah Teâlâ onun sekerât-ı mevtini kolaylaştırır, hiçbir Müslüman’a haset etmemeye güç verir.” buyuruyor.
İnsan tek başına yaşayamaz. İlk birliktelik babamız Adem ve anamız Havva ile başlamış, dişili erkekli üreme neticesinde birlikteliğin çerçevesi genişlemiş ve genişlemeye de devam etmektedir. Özellikle ticari ve kültürel anlamda sınırların kalktığı günümüz dünyasında gelişen bu birlikteliğin oluşturduğu bir takım yeni durumlar ve sorumluluklar söz konusudur. Bu da bize insanların ne kadar birbirine muhtaç olduğunu gösteriyor.
Dünyevî ihtiraslarla yorulan, fânî istikbâl endişesiyle bunalan gönüller için, şu tespit ne kadar da mânidar: “Âlem yaratıldığından beri, hiçbir kuş, komşusundan daha fazla yuva yapmaya uğraşmadı; hiçbir tilki saklanacak tek bir kovuğum var diye kendini harap etmedi; hiçbir sincap, bir değil de iki kış yetecek kadar ceviz biriktiremediği için endişeden ölmedi ve hiçbir köpek yaşlılık yılları için birikmiş kemiği olmadığını dert ederek uykusuz kalmadı.”
Modern toplumlarda insanlar kafalarını kaldırıp hidayet nuruna bakmak yerine, başlarını önüne eğip ellerinde taşıdıklarına, telefonlarına bakıyorlar, beyinleri yıkanıyor. Bilinçleri ve hisleri işgal altına alındı. Gerçek budur ki; dünya bizi narkotize etti, uyuşturdu. Kör, sağır ve duyarsız olduk. Bugün acil bir şekilde harekete geçmek lâzım. Şiddetli tedaviler lazım... Yazar Rabia Brodbeck, günümüz Müslümanlarının problemleri ışığında gerçek sorularımıza yönelmeye davet ediyor.
Müslüman hayatı anlarken ve hayatında yer alan kurumlar (günlük hayat, aile, toplum) ile ilişkilerini şekillendirirken önce kendisinden yola çıkmalıdır. Tasavvufun, Kurânî bir kavram olarak nefsi levvâme diye ifade ettiği şey tamda budur.
Dr. Adem Ergül, "Şekilcilik kolaycılıktır. Öze inmek zordur. Hâlbuki kalite, öze inişle doğru orantılıdır. Kişi, özünü pişirmeden hamlıktan kurtulamaz. Özün kemâli ise içte hapsedilen bir duygudan ibaret değildir. Hayata yansımayan öz, çürümeye ve sönmeye mahkûmdur. Öyle ise kalıptan kalbe, kalpten hayata bir bütünlük içinde mü’min-i kâmil olmak, insan-ı kâmil olmaktır." diyor.
Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri buyurur: “Kim beni seviyorsa, Sünnet-i Seniyye’ye ittibâ ve hüsn-i hâtime hususunda muvaffak olmam için duâ etsin! Ben de aynı şekilde ona duâ ediyorum.”[1]