Selmân -radıyallâhu anh-’ın Allah yolundaki fedâkârlıkları, Peygamber Efendimiz’e muhabbeti ve Sünnet-i Seniyye’ye bağlılığı, onun Ehl-i Beyt’ten sayılmasına vesîle olmuştur. Selmân -radıyallâhu anh-, her hâliyle ve bilhassa da Allah yolundaki fedâkârâne gayretleriyle öyle güzel bir numûne şahsiyet hâline gelmişti ki, Ensâr ve Muhâcirler “Selmân bizdendir.” diyerek onu paylaşamaz olmuşlardı.
Selmân-ı Fârisî -radıyallâhu anh- [v. 654], fıtraten çok temiz yürekli ve mütevekkil bir zât idi. Her ne pahasına olursa olsun, Hicaz’dan doğacak hidâyet güneşinin işrâkı esnâsında orada bulunmak istemiş ve bunun için sayısız meşakkatlere katlanmıştı. Onun bu ibretli hayat hikâyesi, bizim için; Hakk’ı ve hakîkati aramanın, bu uğurdaki fedâkârlığın ve îmânı aşkla yaşama heyecanının canlı bir misâlidir.
Hazreti Ebubekir'in (radıyallahu anha) söylediği hikmetli sözler...
İbn-i Ömer Hazretleri’nin rivâyetine göre Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın vefâtına sebep olan şey, onun Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in vefâtından duyduğu derin üzüntüdür. Hakîkaten o, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in vefâtına o kadar üzülmüştü ki, mübârek vücudu eriye eriye iyice zayıfladı ve nihâyet vefât etti.[1]
Halîfeliğinden önce de sonra da aslâ dünyaya meyletmedi. Tıpkı Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gibi, bütün arzusu; âhiret yolculuğunu, ilâhî vuslat iştiyâkı içinde ve dünya sıkletlerinden âzâde bir gönül huzûruyla tamamlamaktı.
Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- halîfeliği döneminde de, önceki mütevâzı ve zâhidâne hayatına devam etti. Daha evvel çevresindeki yetim kızların koyunlarını sağıverir, ihtiyaçlarını karşılardı. Halîfe olduktan sonra komşuları, artık onun meşgalelerinin artacağını, belki hayat şartlarının değişeceğini, artık bu hizmetleri göremeyeceğini düşünmüşlerdi. Ancak değişen bir şey olmadı. O, aynı mütevâzı hâliyle yetimlerin koyunlarını sağmaya ve ihtiyaçlarını bizzat karşılamaya devam etti.[1]
Hazreti Ebubekir'in -radıyallâhu anh- helal lokma hassasiyetini anlatan kıssa şöyledir.
HZ. Ebubekir Efendimiz zamanının birçoğunu Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) yanında geçirir, öğrendiği ibadetleri bir bir hayatında tatbik ederdi. İşte Hz. Ebubekir (r.a.) ibadet aşkı...
Ashâbın en zenginlerinden olan Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, Allah Rasûlü’nde fânî olunca, canını ve malını cömertçe O’nun yolunda fedâ etmişti. Fahr-i Kâinât Efendimiz’e peygamberlik geldiğinde, Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın 40 bin dirhemlik bir serveti vardı. Malının büyük bir kısmını İslâm uğrunda infâk etti. Müslüman olan köleleri âzâd ediyor, mü’minlere her türlü desteği sağlıyordu. En son kalan 5 bin dirhemi de hicret esnâsında yanına alarak yola çıktı ve Medîne-i Münevvere’de Allah için infâk etmeye devam etti.[1]
Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, gönlünü, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in kalp âlemini yansıtan berrak bir ayna hâline getirmişti. Bu itibarla o, Peygamber Efendimiz’de fânî olmanın en müşahhas numûnesi oldu. Bu fânî oluş sâyesinde de, Fahr-i Kâinât Efendimiz’e âit her şey, onun kalbinde çok derin bir mânâ kazandı.