Bir mü’min, Allâh’ın herhangi bir mahlûkunu gördüğü zaman tefekkür hâlinde olmalı; “Ben onun, o da benim yerimde olabilirdi.” diyerek Cenâb-ı Hakk’ın bu muazzam lûtuf, ihsan ve ikramına karşı şükrünü artırmalıdır.
Meşrû, helal kazancıyla servet sahibi olan mü’min, Hak katında makbûl bir kuldur. Böyle kullar dâimâ; “Mülk Allâh’ındır, hepsi Rabbimiz’e âittir, bizler ancak birer emânetçiyiz.” idrâki içinde olup, sahip oldukları her şeyden Allah yolunda infâk ederler.
Bâyezîd-i Bistami Hazretleri, Allah Teâlâ’yı zikrederken büyük bir vecd ve istiğrak hâli yaşardı. Namaz kılarken, âdeta kemiklerinin çatırdadığı duyulurdu. Bu hâl, onun Cenâb-ı Hakk’a karşı duyduğu haşyetin ve ilâhî emirlere bağlılığın bir eseri idi.[1]
İnsanda “rûh” adı verilen manevî yapı, daima manevî bir doyum arayışı içindedir. Rûhanî hayat, insanın Rabbine karşı kulluk görevleri sırasında yaşadığı rûhî derinlik ve engin manevî haldir. Nitekim ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad, 28) Peki manevi hayatın merhaleleri nelerdir?
Câfer-i Sâdık (r.a.), oğlu Mûsâ Kâzım Hazretleri’ne şu hikmetli tavsiyelerde bulunmuştur:
İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe Hazretleri’nin Muhammed Bâkır (r.a.) ile münâsebeti olduğu gibi, onun oğlu Câfer-i Sâdık (r.a.) ile de ilmî temasları vardı. Her ne kadar ikisi aynı yaşta ise de, âlimler Câfer-i Sâdık Hazretleri’ni İmâm Ebû Hanîfe’nin üstadlarından saymışlardır.
Kur’ân-ı Kerîm asıl kalp ile okunur. Kimin kalbi Cenâb-ı Hakk’a ve Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e daha çok bağlı ise, o, Kur’ân’ın esrârına daha fazla vâkıf olur. Câfer-i Sâdık Hazretleri de böyle bir kalbî kıvâma sahip olduğu için, âyet-i kerîmelerdeki inceliklere âşinâlığı herkesten fazla idi.
Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin muhterem babası ve dedeleri, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in getirdiği ilmi almak için, ashâb-ı kirâmın peşinde koşmuş, onlardan Efendimiz’in emsalsiz örnek şahsiyetini, mübârek hayatını ve Sünnet-i Seniyye’lerini sorup öğrenmişlerdi. Bunu mûteber hadis kitaplarındaki rivâyetlerinden de anlamaktayız.
Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin yaptığı duâ ve niyazlara bakılınca, onun kalbindeki Allah korkusunun ve takvâ duygusunun ne kadar yüksek olduğu hemen anlaşılmaktadır.
Câfer-i Sâdık (r.a.), mütevâzı bir zât idi. Kimseyi hor görmez, her mü’mini kendisinden daha kıymetli bilirdi. Hiçbir zaman riyâsete, yani insanlara baş olmaya heves etmemiş, dâimâ uzleti ve sükûtu tercih etmiştir. Zira mârifetullah deryâsına dalan kişi, sâhillere tamah etmez; Cenâb-ı Hak ile ünsiyet kuran kişi, insanların medh ü senâsına değer vermez.