Mânevî yola talip olanlarda evvelâ; dürüstlük, tevâzû, engin gönül, mülâyemet, geçimlilik, ihlâs ve istikâmet aranır. İkinci olarak da; gayret, samîmiyet, fedakârlık aranır.
En geniş ve en derin huzur iklimine ise insanı hem içinden hem de dışından kuşatan ve en büyük muhit olan Allah Teâlâ’ya vuslat (yakınlık) neticesinde ulaşılır.
Takvâ ile müzeyyen olmuş bir gönülle sefere çıkmak, eşsiz bir ilâhi sanat harikası olan şu kâinât müzesini bediî zevklerle seyretmenin, diğer bir ifâdeyle kâinât kitabını okuya okuya Rabbe doğru vecd ve iştiyak ile yol almanın olmazsa olmaz bir şartıdır.
Gönüllerin tatmini sadece ilimle değil, ancak Allah’a vuslat iledir. Bilgi, Allah’ı tanımada ve hakikatleri idrak etmede önemli bir vâsıta olmasına rağmen, sahibini saadete ve huzûra eriştirmede yeterli değildir. Bu sırrı bir şekilde hisseden ilim yolcuları, gönüllerini Allah ile teskin edecek yol ve mürşid arayışına girmişler.
Mânevî terbiye yolculuğunda âdâba riâyet, maksada ulaşmanın ilk şartıdır. Cenâb-ı Hakkʼın rızâ ve muhabbetine vuslat da, Oʼnun emirlerini îfâ etmek kadar, bu emirleri “tâzîm li-emrillâh” düstûrunca, yüksek bir tâzîm ile, yani edep ve hürmetle yerine getirmeye bağlıdır.
İbadetler, belli zamanlarda îfâ edilip tamamlanırlar. Fakat kulluk dâimîdir. Îman, kalbin Cenâb-ı Hakk’a dâimî bağlılığıdır. Bu sebeple îmânı aşk ile yaşayan Hak âşıkları da, ibadette aldıkları feyz ve rûhâniyeti, her nefes devam ettirirler. Hiçbir zaman ve mekânda Hak’tan gâfil kalmazlar. Her an huzûr-i ilâhîde olduklarının şuuru içinde bulunduklarından, onların abdesti, namazı, velhâsıl kulluğu dâimîdir.