“Allah’a nasıl bir teslimiyet gerekir?” sorusunun en güzel cevabı, İbrahim (aleyhisselâm)’in teslimiyet tablolarıdır. Canıyla, malıyla, evladıyla ve ailesiyle imtihan olmuş ve hepsinden de başarılı bir şekilde geçmiştir.
Allah'a teslimiyet, gönüldeki kederi ve sıkıntıyı giderir; ruh, sevdiği ile beraber olur. Kulun mâneviyattaki derecesi, teslimiyeti ölçüsündedir. Teslimiyet noksanlığından birçok verimsiz, üzücü hâller tecellî eder. Her şeyde tereddüdü, vesvesesi artar.
Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) hem dil ile hem gönülden tam teslim olmuş sahabe efendilerimiz bizlere her müminin Allah'a (c.c) ve Resulü'ne (s.a.v) tam manada teslim olması gerektiğini göstermiştir. Onlar ne canlarından ne de malların korkmaksızın 'İşittik ve itaat ettik.' dediler. İşte gökteki yıldızlar misali sahabî efendilerimiz...
Dinin özü, Hakk’a teslimiyetten ibarettir. Her şeyde O’nun irâdesini ve hikmetini görerek, hissederek, büyük bir hayranlık içinde bediî güzellikleri seyretmek ve ilâhî kudret akışları karşısında yürek ürpertisiyle: “Seni tesbih ederiz Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın” diyebilmektir.
Bir insan kendisine düşen vazifeleri hakkıyla yerine getirir, kul olarak elinden gelen tedbiri alır ve işinin sonunu Allâh’a havale ederse, Allah da o kuluna ihsan ve ikrâmını gönderir.
Mü’mini güçlü kılacak her işe ve tedbire sarılmak, bu konuda Allah’tan yardım dilemek, yılmamak, acz göstermemek Peygamber Efendimiz’in hadisimizde yer alan tavsiyeleridir.
Peygamber Efendimizin ashabından Abdullâh bin Huzâfe’nin (r.a.) eşsiz fazîletini ve îman cesâretini sergileyen nice ibretlerle dolu kıssası.
Kadere îman eden kimse bütün varlığı ile Allah’a teslim olur. Allah’a teslim olan derin bir huzura kavuşur.