Dünya hayatında insanın istikbâline tesir edecek en mühim müessirler nelerdir?
“İhsan”ın “Allah’ı görüyormuşcasına kulluk etmek” şeklinde tarifi “müslüman kişi”nin kalitesini pek veciz olarak ortaya koymaktadır. Allah tarafından görülmek, O’nu görüyormuş gibi davranmak için yeterli sayılmıştır. Bu mü’minde sürekli bir kendi kendini denetim (murâkabe) şuuru geliştirecektir. Merkezinde ihsanın bulunduğu bir iman ve İslâm anlayışı ve hayatı herhalde ideal hayattır.
Ramazân-ı Şerîf, aynı zamanda güzel bir kulluk terbiyesidir. Allâh’a samîmî bir gönülle kul olamayanlar, neticede kula kul olmak gibi kötü bir âkıbete dûçâr olurlar. Bu hâl ise insanlık haysiyet ve şerefine yazık etmektir.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, infâkın zekâttan farkını ve sadece zekât vermenin kâfi olup olmadığını anlatıyor.
Prof. Dr. Orhan Çeker, Ramazan'da hangi hallerde oruç tutulmayacağını anlatıyor.
Peygamber Efendimizin teheccüde kalkınca okuduğu dualar.
Câfer-i Sâdık (r.a.), mütevâzı bir zât idi. Kimseyi hor görmez, her mü’mini kendisinden daha kıymetli bilirdi. Hiçbir zaman riyâsete, yani insanlara baş olmaya heves etmemiş, dâimâ uzleti ve sükûtu tercih etmiştir. Zira mârifetullah deryâsına dalan kişi, sâhillere tamah etmez; Cenâb-ı Hak ile ünsiyet kuran kişi, insanların medh ü senâsına değer vermez.
Yüce Rabbimiz, bizden ısrarla hem kendimizi hem tabiatı tefekkür etmemizi ister. Kur’ân-ı Kerîm’in yaklaşık 150 yerinde ilâhî azamet ve kudret nakışlarını düşünmemizi emreder.
Bütün mahlûkât, insana hizmet ve ibret olarak yaratılmış ve bu dünyâ hayâtında yine ona emânet edilmiştir. Bu sebeple bütün mahlûkâta muhabbetle yaklaşmak, insan için bir vicdan borcudur.
“İslâm’da felsefenin yeri nedir? Felsefenin hakîkate ulaşmada en mühim vâsıta olarak gördüğü «akıl»la nereye kadar gidilebilir? Akıl terazisi bütün hakîkatleri tartabilecek kudrette midir? Aklın tıkandığı noktadan sonra nasıl yol alınabilir?” gibi sualler, tarihte olduğu gibi bugün de zihinleri meşgul etmektedir.