İki Fâtıma kimdir? iki Fâtıma’nın ruh iklimine nasıl bürünebiliriz? İşte Hazreti Fâtıma'nın (radıyallâhu anh) hayatından ibretlik hadiseler...
Kardeşimsen, iyi bil ki ben bir garîbim ve her dem, yapacağın iyiliklerle sevinip ferahlamak dilerim. Zorda kalırsam, hiç çekinmeden, saf ve temiz bir gönülle ve rahatça senden isterim. Zorda kalırsan, sen de benden aynı rahatlıkla isteyebil isterim.
Peygamber Efendimiz dul ve yaşlı kadınlarla fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamak için özel bir gayret gösterirdi. Zaten o, hayatı boyunca gönlü kırıkların yanında oldu. Onlarla ağladı, onlarla güldü. Allah’ın rızasının böyle kimselerin yanında olduğunu bildiği için, onlara yardımcı olanların Allah yolunda cihâd etmiş gibi sevap kazanacaklarını söyledi.
İnsan, nefsin hilelerine karşı uyanık olmaz ise Allah için yaptığını zannettiği hayır ve ibâdetlerde bile aldananlardan olur. Herkes bir şeyle itibar toplarken, o da yaptığı hayırlarla itibar toplama yarışına girebilir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir kardeşinin ihtiyacını görmek için yürürse, Allah Teâlâ onu yetmiş beş bin melek ile gölgelendirir. Bu melekler ona duâ ederler. O işi bitirinceye kadar ilâhî rahmet deryâsı içinde olur. Kardeşinin işini görüp bitirdiğinde ise kendisine bir hac ve umre sevâbı yazılır…” (Heysemî, II, 299; VIII, 193)
Allah yolunda yani Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimsenin yetmiş yıl cehennem azabından uzak tutulması, o kişinin cehennemde yakılmaması anlamındadır.
Allah için yapılması gereken ibadet, hayır-hasenât ve hizmetlere, fânîler ortak edilirse, yani Allah’tan başkasının da takdîrini kazanmak gibi nefsânî bir gâye karışırsa, hem o amellerimizin ecri zâyî olur, hem de -nebevî tâbiriyle- “küçük şirk” sayılan riyâ/gösteriş cürmü irtikâb edilmiş olur. Bu ise, îmâna zarar veren, son derece mahzurlu bir hâldir. Bu sebeple bizler amellerimizde sadece Allah'ın rızasını gözetmeliyiz.
Dünyada Resûlullah’ın bile sabretmekte zorlandığı çok değişik ve ağır olaylarla karşılaşmak mümkündür. Çâre, sabretmek, sabredebilmektir.
İmânın kemâli, “takvâ” ile yaşanan bir kalbî hayata bağlıdır. Takvâ ise; Allah’tan uzaklaştırıcı her şeyden kalbi koruma, nefsânî arzuları dizginleyip rûhânî istîdatları yükselterek Hakk’a güzel bir kul ve dost olabilme sanatıdır.
İnsan yanılabilir, günah işleyebilir. Yapılan suç ne kadar ağır olursa olsun, kul hatasını kabul etmeli ve Cenâb-ı Hakk’a karşı dürüst davranmalıdır. Bunun canlı örneği olan sahabi efendilerimizden Kâ’b İbni Mâlik'in (r.a.) ibretlik uzun hikayesi...