Rasûlullah Efendimiz’i en iyi tanıyan Hak dostu, âlim ve âriflerin en mühim kerâmeti, büyük-küçük bütün hâl ve hareketlerinde Sünnet-i Seniyye’yi büyük bir hassâsiyetle yaşamaya çalışmalarıdır.
Şâh-ı Nakşibend Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Hârikulâde fiillerin ve kerâmetlerin zuhûruna fazla meyletmemek îcâb eder. Esas mârifet, istikâmet üzere olmaktır.”[1]
Mühim olan, Kurʼân ve Sünnet istikâmetinde, takvâ üzere yaşamaktır. Zira insan keşif ve kerâmet sahibi olsa da, son nefesinde îmânını kurtarıp kurtaramayacağından emin olamaz.
Kerametin en büyüğü ihlâs, istikamet, dürüstlük ve ferasettir.
Kerâmet sâhibi bir velîye aşırı iltifat, son derece mahzurlu ve tehlikeli görülmüştür. Hak dostlarının, kerâmet teşhîr etmekten ictinâb etmelerinin sebeplerinden biri de bu tehlikedir. Kerâmet, nihâî bir mertebe değildir ve velînin mânevî derecesini göstermez. O Hak dostları gâyet iyi bilirler ki, peygamberlerden başka hiç kimse teminat altında değildir.