Prof. Dr. Orhan Çeker âlimlere niçin dil uzatıldığını anlatıyor.
İslam'a zarar veren alimleri kötülerken, genelleme yapmayalım, iyileri de aynı kazana atmayalım ki halkın ilim adamlarına karşı güveni sarsılmasın. Dikkat edelim, yanlışı tesbit çok kolaydır. Doğruyu tesbit çok zordur. Kendini yetiştirerek ümmete birer yıldız gibi yol gösteren alimler de vardır. Üstelik onlara çok da ihtiyacımız vardır.
Suriyeli alim Cevdet Said, "Dünyada kötüler dışında savaşı yöntem olarak kullanan insan kalmamıştır. Onun için büyük güçleri birbirleri ile savaşmaz, hep küçükleri birbirleri ile savaştırırlar" dedi.
Hazret-i Ali -kerremallâhu vecheh-, ilmin amel etmek için olduğunu şu sözlerle vurgularken, inananları özü-sözü bir olmama hastalığına karşı uyarır:
İlim öğrenmek ve onunla amel etmek her Müslümanın vazifesidir. Bu anlamda alimlerin ve hocaların da büyük mesuliyeti vardır.
Duygu, düşünce, inanç, nasihat ve uyarıları ifade etme yollarından en çok kullanılanı sözdür. Söz bazen sultan olmuştur ama sözün kulaktan başka müşterisi yoktur.
Uluslarası Osmanlı’da İlimler Sempozyumu Dizisi-I “Osmanlı’da İlm-i Kelâm: Âlimler, Eserler ve Meseleler” başlığında 25-26-27 Aralık 2015 tarihlerinde İstanbul’da düzenleniyor.
Tarihte; ilmi, tâkvâsı, merhameti, vakarı ve hilmi ile meşhur olan Bâyezîd-i Velî, ulemâ ve evliyâya çok hürmet gösterirdi. Onun bu istikâmette kullandığı husûsî bir bütçesi vardı. Bununla ilim ve irfân erbâbını eser vermeye teşvik ederdi. Sultân’ın bu himâyesi, İstanbul’u bir ulemâ şehri hâline getirdi.
Fâtih Sultan Mehmed Han, mânevî terbiyesinde yetiştiği hocası Akşemseddîn Hazretleri’ni çok sever, ona pek fazla hürmet ederdi. Sık sık ziyâretine gider; yanından, gönlü huzur ve sükûn içinde dönerdi.