Huzur dolu bir âile ortamı için sâliha bir hanımın kocasıyla münâsebetlerinde gözeteceği incelikler...
Ailesine, çocuklarına ve idaresi altında bulunanlara Allah’a itaatkâr olmayı emretmek ve onları Allah’a karşı gelmekten sakındırmak, kendilerini eğitmek ve dinin yasaklarından uzaklaştırmak her ebeveynin vazifesidir.
Vâsıtalar, kullanıldıkları gâyelere göre mânâ kazanır; iyi ve kötü vasfını da buna göre alırlar. Aynı vasıtalar, insan eliyle, faydalıyken zararlıya, zararlıyken de faydalı bir hâle dönüşebilir. Bu yüzden insan faktörü, birçok işte olduğu gibi, bilgide de çok önemlidir.
Aile bağlarının zayıflaması mutsuzluğu artırıyor. Peki aile bağları neden zayıflıyor? Aile bağlarını güçlendirmek için neler yapılmalıdır?
İnsanın yaratılışıyla başlayan âile hayatı, hiç şüphesiz ebediyet yolculuğumuzda varacağımız neticeyi belirleyecek yegâne aynadır.
Kadının İslâm’daki mevkii nedir? Günümüzde kadınlar çeşitli vesîlelerle ve yaldızlı sözlerle sokaklarda mutluluğu aramaya itiliyor. Kadınlar huzur ve saâdeti nerede aramalıdır? İşte tüm cevaplar...
Dostlar, arkadaşlar ve ortaklar arası da çoğu zaman iletişim kazaları ile bozulur. Burada şeytanın girdiği söz penceresi, çoğu zaman sü-i zanna dayalı gıybet, dedikodu ve yanlış anlamalardır. Söz üslubundaki nezaket ve saygının kaybolması da şeytanın gönüllerde vesvese üretmesinin tohumu olur.
Mûsâ Topbaş Efendi, çocukluk yıllarında şâhid olduğu son Osmanlı toplumunun ahlâk, nizam ve seciyesini şu şekilde nakleder:
Kadın ve çocukların, dînî, ahlâkî bakımdan olgunlaştırılması; onların dünya ve âhiret saâdetlerine sebep olacak şekilde terbiye edilmeleri, erkeğe âit mühim vazifelerdendir. Bir erkeğin âile yuvasında dikkat edeceği hususlar ise şöyledir...
Kadın ve erkek, Allah’ın en güzel şekilde yarattığı, birbirini tamamlayan, birbirine emânet edilmiş iki varlık… İkisi bir araya geldiğinde, “eşref-i mahlûkât” olarak hayatın ve dünyanın mimarı olurlar. Lâkin ikisi birbirinden ayrı, birbirine düşman veya ters davranmaya başladığında, hem âilenin, hem de dünyanın çivisi çıkar.