Adem Ergül, Yunus Emre'de söz edebini anlatıyor.
Dr. Adem Ergül, Nisa Suresi'nin 69. ayeti olan "Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır." ayeti kerimesinin tefsirini yapıyor.
Kur’ân-ı Kerîm’de insanın anlama, akletme, idrâk, tedebbür, tefekkür, basiret ve firâset merkezi olarak kalbe dikkat çekilir. Kur’an’ı okuyan herkes, elbette bir şey anlar. Ama önemli olan murâd-ı ilâhîyi (Allah’ın kastettiği mânâyı) anlayabilmektir.
Rabbimizin yüce katından, dünyamıza inen her bir haber, Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle “BÜYÜK HABER”dir. İnsanların zihin dünyalarında dalgalar oluşturur. Önce, şaşkınlık, sonra hayret, sonra düşünme, sonra, sonra, sonra… Ne yapmalı? Kabul mü etmeli? Yalanlamalı mı? Görmezden mi gelmeli? Bu mesajı getireni ortadan mı kaldırmalı? Köstek mi olmalı, yoksa destek mi vermeli?
İnsan yetiştiren liderler, özellikle çekememezlik (hased) illetinden kurtulmuş kimselerdir. Hizmet ve iltifat bekleyen bir gönül yapısından ziyade, hizmetkâr olmayı kendilerine şiar edinmişlerdir.
Âlimlerin ve âriflerin birbirini değerlendirmeleri gıyaben olmamalıdır. Üçüncü şahısların yanında yapılan değerlendirmeler, çoğu zaman gıybet olmanın da ötesinde daha büyük yanlışların ve haksızlıkların yapılmasına sebebiyet verebilmektedir. Yanlış bir söz, hüküm, değerlendirme ya da bakış açısı söz konusu ise imkân ve fırsatını bulup bizzat ilgilinin yanına kadar gitmeli ve meseleyi açıklığa kavuşturmalıdır. Ümmet birliği ve Müslümanların birbirine hüsn-i zannının devamı için böyle yapmak en doğru yoldur.
Ümmetin mes’ûliyetini yüklenmek husûsunda taşıdığı büyük emânet ve mes’ûliyet şuurunu aksettiren sayısız fazîlet manzaralarından birine örnek gösterilecek Ömer İbn Abdülaziz'in idareciliği, her liderde bulunması gereken asil bir duyguyu bize gösterir.
Âlimler, hak ve hakikati tebliğde dik durdukları sürece, devlet için büyük bir nimettirler. Baştakiler, âlimlerin ilmine ve âriflerin irfanına saygılı oldukları sürece sağlam bir zemine basmış olurlar. Âhiret merkezli bir hayat, bu âleme nizam vermede ve istikâmeti muhafazada bir sigorta vazifesi görür.
"Veren el, alan elden daha hayırlıdır." sözü İslam dininin takvadaki üstünlüğe işaret eder. Yardım etmeye, geçimini üstlendiğiniz kimselerden başlayarak çevrenizdekileri gözetmek, onlara iyiliklerde bulunmak her Müslümanın görevidir.
Hayatın med ve cezirleri arasında muvazeneyi (dengeyi) kaybedip yolunu şaşıran, uçurumun kenarına gelen nice kimseler vardır. Böyleleri, yaralı bir kuş gibi ürkek bakışlarla, tutunacak şefkat elleri ve sığınacak sıcak gönüller ararlar. İşte gönlü hamlıktan kurtulmuş Allah adamları, böyle zamanlarda bu gibi yaralı gönüller için bir şifâhâne vazifesi görürler. Şifâhâneye hasta olanlar gelir; öyleyse hiçbir hastayı bu kapılardan geri çevirmemelidir.