İnsan sarraflığı da ayrı bir kabiliyet… Adam yetiştiren liderler, “bana ne” demeyen, sadece gerçeği söyleyip gitmeyen; aksine yapılması lazım gelen her ne ise o işe, başından sonuna himmet edip kişinin elinden tutan ve yola koyan kimselerdir. İnce düşünülürse, şu âlemde bir insan inşâ ve ihyâ etmekten daha fazîletli bir amel ne olabilir? Bir küçük kâinât olan insanı, zayi olup gitmekten kurtarmak, ne azametli bir hizmettir!
İnsanın en kıymetli varlığı, şahsiyeti, onuru ve hürriyetidir. Bu itibarla insan, Allah’ın dışında hiçbir varlığın önünde eğilmemeli, izzetini yaralamamalı ve O’nun verdiği insaniyet şerefini hiçbir bedel karşılığı satmamalıdır.
Bütüncül şahsiyetler sahneden çekilince meydan bencil ve birikimsiz kimselere kalır. Benliğin kara zindanından kurtulamayan kişi, ne değer üretebilir ne de varoluşunu sürdürebilir, Günümüzde belirsizlikler içinde bocalayan toplumun en hazin hüsranı kişilik kaybı ve kimlik krizi şeklinde ortaya çıkmaktadır.
İnsanoğlu için kıymetli pek çok değer vardır. Mal, mülk, şöhret, makam, sağlık, güzellik, sevgi, dostluk vb.. Bütün bunlar Rabbimizin bize lutfettiği nimetlerden yalnızca birkaçı. En büyük nimeti de herhalde başlı başına bir hazine olan insan hayatı. Günler geceler birbirini kovalarken hiç farkında olmadan bir de bakıyorsunuz saçlar bembeyaz oluvermiş, bedeninizden çatlak sesler gelmeye başlamış. Artık dizlerde eski derman kalmamış, vücut kuvvetten düşmeye başlamış...
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hayatının en önemli boyutu, ümmetin geleceği endişesi idi. O Efendiler Efendisi, onlarca, hattâ yüzlerce sahâbîsini bir mânâda ümmetin gelecek îmârını gerçekleştirmek için hazırlamıştı.
Fâtih Sultan Mehmed Han, devrinin en büyük âlimlerinden ders almış bir pâdişahtı. İlmî müzâkerelere katılır ve bâzen kendisi re’yini bildirerek ilimdeki mahâretini izhâr ederdi.