Dertli gönüllerin samimî duâları, onların yardımına koşanların dertlerine dermân olur.
Kulu Cenâb-ı Hakkʼa vâsıl edecek vesîleler, nefeslerin sayısı kadar çoktur. Mühim olan, Hakkʼa vuslat arayışı içinde yaşamaktır.
Mal, canın yongasıdır ve onun elden çıkması, insanoğlunun en mühim endişe sebeplerinden biridir.
Şeyh Sâdî, 13. asırda yaşamış bir gönül insanıdır. Yirminin üzerinde eser kaleme almış olmakla birlikte, bilhassa Mevlânâ Hazretleriʼnin üslûbunu hatırlatan Bostan ve Gülistan adlı hikemî eserleriyle tanınmıştır. Âlim ve edib bir mutasavvıf olan Şeyh Sâdî; ilim, irfan, ibadet ve cihadla dolu, bir asırlık ömrün ardından, doğduğu yer olan Şîrazʼda vefât etmiştir.
Şeyh Sâdî-i Şîrâzî Hazretleri'nin hayatından müslümanların sahip olması gereken gönül hassasiyetini anlatan ibretlik bir hadise...
Açlık; kalbi yumuşatıp nurlandırırken, aşırı tokluk ise kalbe kasvet verir, gönlü karartır. Açlık, nefsin azgınlıklarına engel olup onun hakka ve hayra yönelmesini kolaylaştırırken, aşırı tokluk ise, mânevî hassâsiyetleri köreltir, rûhu daraltır, şuur ve idrâkin hikmet damarlarını tıkar.
Fânî dünya metâını elde etmek için ebedî saâdet mekânı olan âhireti satmak, ne hazin bir aldanış ve ne fecî bir ahmaklıktır.
İnsanoğlunun, kendisine Cennet ve Cemâlullâhʼı temâşâ gibi muazzam nîmetler vaad eden yüce Mevlâʼya yönelmek yerine; gelip geçici nefsânî arzulara tamah etmesi, sefâletini saâdet zannetmesi ve üç günlük dünyasını îmâr etmek için ebedî âhiretini harâb etmesi, ne büyük bir hamâkattir.
Cenâb-ı Hakkʼı zikredebilmek, Oʼna şükredebilmek, kulluk ve tâatte bulunabilmek; yine şükrü gerektiren ayrı bir lûtf-i ilâhîdir.
Rabbimizden bir talepte bulunmadan evvel istiğfar ederek günahlardan temizlenmeli ve dualarımızın kabul edileceği bir kalbî kıvama yükselmeliyiz.