Şuayp Aleyhisselam’ın Kavmine Öğütleri

Şuayp Aleyhisselam’ın peygamber olarak gönderildiği Medyenlilere verdiği öğütler.

Şuayp Aleyhisselam, kavmine Hûd sûresinin 86. ayetinde şöyle nasihat eder:

بَقِيَّةُ اللَّهِ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفِيظٍ

“Eğer mü’minseniz, Allah’ın takdir edip helâlinden kazandırdığı kâr sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber ben sizin bekçiniz de değilim.”[1]

Âyet-i kerime, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in “Hatîbu’l-enbiya” (Peygamberlerin en güzel konuşanı) diye takdir ve takdim ettiği[2] Şuayp Aleyhisselâm’ın kendi halkına yaptığı telkin ve tavsiye cümlelerindendir.

ŞUAYP ALEYHİSSELAM’IN KAVMİNE NASİHATLERİ

Şuayp Aleyhisselâm peygamber olarak gönderildiği Medyenlilere, “Allah’a kulluk ve dürüst ticâri muamele yapmak, bozgunculuktan uzak durmak” diye özetlenebilecek itikâdî, iktisâdî ve içtimâî uyarılarda bulunurken onlara kendileri için hayırlı olan şeyi âyet-i kerimedeki sözleriyle haber vermiştir.

Şuayp Aleyhisselâm, eksik ölçüp yanlış tartmak ve insanları aldatmak suretiyle kazançlarına kazanç katmak alışkanlığında olan Medyenlileri önce Allah’a kulluk etmeye (tevhid inancına) çağırmış peşinden de ölçü ve tartıyı düzgün kullanıp halka haksızlık yapmamalarını, aksi halde içinde bulundukları nimet ve serveti kaybedeceklerini, hepsini kapsayacak bir azaba uğrayacaklarından endişe ettiğini söylemiştir.

O doyumsuz halkın, “biz senin dediğin gibi doğru davranırsak bir şey kazanamayız” anlamına gelen tavırları karşısında da “Allah’ın helalinden size takdir edip kazandırdığı temiz ve helal kâr, sahtekârlıkla elde edeceğiniz haram kazançtan sizin için daha hayırlıdır, diye gerçek hayrın, asıl kazancın Allah Teâlâ’nın emrettiği yer ve eylemlerde olduğunu bildirmiştir. Her şey gibi hayrı fark etmenin de imana bağlı olduğunu ilan eden kesin bir ifade ve önemli bir şartla, “eğer mü’min kimselerseniz!”

Âyet-i kerimede geçen “bakıyyetü’llah” ifadesi, ticâri hayatta dürüst davrananlara Allah’ın takdir ettiği kâr ve kazanç demektir. “Bakiyyetüllahi hayrun leküm” ifadesiyle, böyle bir kazancın, eksik ölçüp yanlış tartmakla elde edilecek haram ve haksız kazançtan, helallik, bereket ve uhrevi sorumluluk açısından çok daha “hayırlı” olduğu tespit ve beyân edilmiş bulunmaktadır.

Bakıyyetullah’a râzı olup dürüst davranmak sadece ticârî/iktisâdî anlamda değil, itikâdî, ictimâî ve ahlâki mânada da hayır ve huzur vesilesidir. Çünkü toplumda, toplumca yaşanacak huzur ve güveni, çalışma ve iş ortamını, elde edilen gelirin az-çok, yeterli-yetersiz, haklı-haksız olmasını ve sermâye-emek tartışmalarını, zengin-fakir zıtlaşmasını, fesat ve kaosu ancak herkesin meşru olanla yetinip hakkına razı olması önleyebilir. Sağlam bir hak-vazife inancı ve uygulaması, ele geçenle geçinme ve nimete şükür erdemi, ilahi rahmet kapılarının açılmasına vesile olur. Nitekim Allah Teâlâ konuya yönelik olarak “وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ Eğer ülkelerin halkı iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, Biz onların üzerine gökten ve yerden bolluk ve bereket kapılarını açardık.”[3] buyurmaktadır.

Bu âyet-i kerimede beyan buyrulduğu gibi iman ve ittikâ, bakiyyetullah’ın hayırlı olduğu bilincininin temelini oluşturur. İşte bu gerçeğin bir ifadesi olarak Şuayp Aleyhisselâm, “söylediklerime inanır ve uygularsanız, size az gibi de gelse gerçek hayra ve bereketli kazanca (bakiyyetullah) kavuşursunuz” demek istemiştir. “Ben sizin bekçiniz, koruyucunuz değilim” diye de haksız işlemlere devam etmeleri halinde başlarına gelecek felâketlerden onları koruyamayacağını vurgulamıştır.

“ وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفِيظBen sizin bekçiniz değilim” cümlesi, peygamberlerin asıl görevlerinin tebliğ ve uyarıdan ibaret bulunduğunu her hâl ü kârda kavimlerine arka çıkmakla, onları korumakla yükümlü olmadıklarını anlatmaktadır. Nitekim Resûl‑i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de muhataplarına; قَدْ جَاءَكُمْ بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَا وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفِيظٍ  “Size Rabbinizden gerçeği gösteren deliller gelmiş bulunmaktadır. Artık kim gözünü açıp gerçeği görürse yararı kendisine, kim de görmezden gelirse zararı kendisinedir. Ben sizin bekçiniz/koruyucunuz değilim” [4] demişti.

Hud sûresinin daha sonraki âyetlerinde[5] çok namaz kılmasıyla tanınan Şuayp aleyhisselam ile halkı arasındaki tartışmalar ve restleşmeler yer almaktadır. Neticede Şuayp Aleyhisselam ile inananların kurtarıldığı ve irşat kabul etmez, söz dinlemez, yanlış yapmaktan geri durmaz Medyenlilerin ise korkunç bir gürültü koparan depremle sanki orada hiç yaşamamışlar gibi onlardan herhangi bir iz kalmamacasına ortadan kaldırıldıkları anlatılmaktadır.

Medyenliler Şuayp Aleyhisselâm’a rağmen inatla sürdürdükleri itikadi sapıklık, iktisadî ve ticarî doyumsuzluk, aç gözlülük, dünyevileşme ve haksızlık, siyasi ve ahlakî bozukluk içinde tıpkı Semüd milleti gibi yok olup gittiler.

Medyen halkının helâkine sebep olan olumsuzlukların ticâri hayat merkezli olması, iç-dış her kriz ortamını fırsata çevirmeye çalışmaktan geri durmayan haksız kazanç düşkünü günümüzün ülkesel ve küresel çapta doyumsuz ve acımasız kişi, kurum, kuruluş, şirket ve devletlerine yönelik çok ciddi Kur’ânî, tarihi ve dinamik bir uyarıdır.

Netice itibariyle açıklamaya çalıştığımız âyet-i kerime, az da olsa meşru yani helal olan kazancın, yüksek ama gayr-i meşru olan kazançtan çok hayırlı olduğunu Medyen halkı örneği üzerinden tüm zaman ve mekanlar için geçerli evrensel bir kural ve vahyî / Kur’ânî bir gerçek olarak ortaya koymuş bulunmaktadır.

Bakiyyetullah’a rıza çerçevesinde ticari hayatını sürdürenlerin kıyâmette yedi güzel adam ile birlikte olacağını bildiren şu hadis-i şerif, en üst düzey teşvik niteliği ile dikkat çekmektedir:  التَّاجِرُ الصَّادِقُ مَعَ السَّبْعَةِ فِي ظِلِّ عَرْشِ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ “Dürüst tâcir, kıyamet günü Allah’ın arşının gölgesinde haşrolunacak yedi sınıf bahtiyar kişiyle birlikte bulunacaktır.”[6]

Bakiyyetullah’ın kendisi için hayır olduğuna inanan ve bu bilinç içinde ticaret yapan müminler için Peygamber sallellahu aleyhi ve sellem’in bu müjdesi hiç kuşkusuz ayrıca ve pek büyük bir hayrdır.

Dipnotlar: 1) Hud (11), 86 2) Bk. el-Hakim, el-Müstedrek ale’s-Sahihayn, II, 620 3) el-A’raf (7), 96 4) Bk. el-En’am (6), 104 5) Bk. Hud (11), 87-95 6) Ma’mer b. Râşid, Cami’, XI, 201(Abdurrezzak’ın Musannef’i içinde). O yedi grup için bk. Riyazü’s-sâlihin, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, IV, 37-39 (Trc. ve Şerh, Kandemir, Çakan, Küçük, Erkam yayınları)

Kaynak: İsmail Lütfi Çakan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 435

İslam ve İhsan

HZ. ŞUAYP (A.S.) KİMDİR?

Hz. Şuayp (a.s.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.