Şuarâ Suresi 108. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Şuarâ Suresi 108. ayeti ne anlatıyor? Şuarâ Suresi 108. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Şuarâ Suresi 108. Ayetinin Arapçası:

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

Şuarâ Suresi 108. Ayetinin Meali (Anlamı):

“O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”

Şuarâ Suresi 108. Ayetinin Tefsiri:

Sûrede anlatılan üçüncü kıssa Hz. Nûh’un kıssasıdır. Nûh (a.s.), kendisinin Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğu hususunda iki delil ileri sürmektedir:

  O, peygamber olmadan evvel de halkı arasında doğru ve güvenilir bir insandı. İnsanları kandırmayan, onlara yalan söylemekten çekinen bir insan, nasıl olur da kalkıp Allah adına yalan söyleyebilir?

  Belki onun dünyalık bir menfaat elde etmek için böyle bir yola girmiş olabileceği düşünülebilir. Nitekim Hz. Nûh hakkında kavmi: “Fakat o, peygamberlik iddiasıyla size üstünlük kurup, başınıza geçmek istiyor” (Mü’minûn 23/24) suçlamasında bulunmuşlardı. Buna karşı Nûh (a.s.)’ın ileri sürdüğü ikinci delil de, tebliğine karşı insanlardan hiçbir ücret talep etmemesi ve mükâfatını sadece Allah Teâlâ’dan beklemesidir. Bu iki hususiyet, bütün peygamberlerin ortak vasfıdır. Zaten bundan sonra kıssaları anlatılacak peygamberler için de aynı hususiyetler tekrar tekrar beyân edilecektir.

Doğruluk ve güvenilirlik vasıfları Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz’de zirve noktadaydı. Henüz genç yaşlarında iken Mekkeliler ona “Muhammedü’l-Emîn” vasfını vermişlerdi. O (s.a.s.) aynı zamanda İslâm yolunda bütün varlığını ve imkânlarını fedâ eden, her türlü fedakârlıkta bulunan ve fakat şahsî hiçbir menfaatin peşinde olmayan müstesnâ bir insandı. Dolayısıyla onun da Allah’ın seçkin bir peygamberi olduğunda şüphe yoktur. O’na inanmak ve davet ettiği dini kabul etmek gerekir.

Hz. Nûh’un tebliğine karşı kavminin tepkisi oldukça sert ve inkar yanlısıydı:

Şuarâ Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Şuarâ Suresi 108. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.