Seyit Onbaşı’ya 276 Kiloluk Mermiyi Kaldırtan Güç Neydi?

Seyit Onbaşı'nın Çanakkale'de 276 kiloluk mermiyi kaldırmasındaki manevi sır nedir? Hamilton ve Churchill'in itiraflarıyla Çanakkale'nin ruhaniyeti.

Çanakkale Harbi’nde, Rumeli Mecidiye Tabyası, korkunç bir düşman saldırısı neticesinde neredeyse tamamen imhâ olmuştu. Cephaneliğin büyük bir kısmı havaya uçmuş, 16 topçumuz şehid düşmüştü. Koca tabyadan geriye kalan; bir yüzbaşı, iki nefer ve bir de vinci kırılmış, ağzına mermi alamayan bir top idi.

İMANIN ZAFERİ: SEYYİD ONBAŞI VE ÇANAKKALE’NİN RUHANİYETİ

Yüzbaşı, etraftaki birliklere durumu haber vermek için uzaklaşmıştı ki erlerden Koca Seyyid, denizin üzerinde ateş ve ölüm püskürterek ilerleyen düşman gemilerine bakarak derin derin içini çekti. Gözleri doldu. Mahzun yüreği, düşman karşısında âciz kalmanın ıztırâbı içinde çırpınırken, ellerini Yüce Mevlâ’ya açtı ve:

“Yâ Rab! Ey kudret sahibi Allâh’ım! Bana şu an öyle bir kuvvet ver ki hiçbir kulun benden daha güçlü olmasın!” diyerek Rabbine sığındı, O’ndan yardım istedi.

Koca Seyyid, âdeta dünya âleminden sıyrılmıştı. Artık sadece Rabbinin huzûrunda gibiydi. Gözlerinden akan yaşlar yanaklarından süzülüyordu. Vird hâlinde bir müddet; “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh!..” dedi.

Sonra birden “Yâ Allâh!..” diye haykırdı ve arkadaşının hayret dolu bakışları arasında 215 okkalık (yaklaşık 276 kiloluk) mermiyi kavrayıp kaldırdı. Demir basamakları üç kez inip çıktı. Göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtıları duyuluyordu. Koca Seyyid, bir taraftan sel gibi ter dökerken diğer taraftan da çatlamış dudaklarıyla:

“Allâh’ım! Benden kuvvetini esirgeme!” duâsına devam ediyordu.

Nihâyet topun ağzına sürdüğü meşhur üçüncü mermiyle savaşın kaderi değişti. İngilizlerin “Ocean” (Oşın) isimli zırhlı gemisi vurulmuş ve denizin üzeri Cehennemî bir aleve bürünmüştü.

Hâdiseyi öğrenip Cenâb-ı Hakk’a şükreden Cevat Paşa, Koca Seyyid’i tebrik ederken ondan aynı ağırlıkta bir başka mermiyi tekrar kaldırmasını istedi. Koca Seyyid ise şu cevâbı verdi:

“–Paşam! Ben bu mermiyi kaldırırken gönlüm Allâh’ın feyziyle dopdolu ve te’yîd-i ilâhîye mazhar idi. Kendimde bir başkalık hissetmekteydim. Cenâb-ı Hakk’a yaptığım duâların mukâbilinde O’nun nusret ve inâyeti tecellî etmişti. Bu, o âna mahsustur. Şimdi kaldıramam kumandanım; mâzur görün!..”

Seyyid’in bu sözleri üzerine Cevat Paşa:

“–Evlâdım! Büyük bir iş başardın. Bir mükâfat iste benden?” dedi.

Allâh’a kulluktan başka her şeyi gönlünden silmiş olan fedakâr yiğit, rûhundaki ikinci kahramanlığı da şu sözleriyle sergiledi:

“–Kumandanım! Hiçbir talebim yoktur; lâkin ben pehlivan cüsseli olduğumdan, günde bir somun yetmiyor. Düşman karşısında daha güçlü olmam için, emretseniz de bana iki somun verseler!..”

Bu isteğe tebessüm eden Cevat Paşa, onu onbaşılıkla mükâfatlandırdı.

Akşam olup herkese bir, Seyyid Onbaşı’ya ise iki somun verildiğinde, o büyük îman kahramanının vicdânı buna râzı olmadı. Yiyecek kıtlığının hüküm sürdüğü bir zamanda, arkadaşlarından imtiyazlı bir durumda olmayı kabullenemedi. Kendisine verilen iki somundan birini iâde etti ve bir daha da almadı.

Hisse:

Bedir Savaşı, nasıl ki îmânın küfre karşı ilk direnişi ise Çanakkale de -tâbir câizse- İslâm’ın son karakolunun müdâfaasıydı.

Bedir’de de müslümanlar zâhiren zayıf, güçsüz ve sayıca azdı. Fakat Cenâb-ı Hak o îmanlı orduyu melekleriyle, görünmez ordularıyla te’yid eyledi. Çanakkale de bunun bir benzeriydi.

Mehmetçiğin îmânı, ihlâsı, fedakârlığı; Haçlı ordularına karşı verilen o büyük mücâdelenin seyrini değiştirdi, imkânsız zannedilen şeyler mümkün oldu. Zira Cenâb-ı Hak, kullarının tevekkül ve teslîmiyeti nisbetinde tâkatlerini de artırıyordu.

Çanakkale’de kahraman askerimiz, apayrı bir îman heyecanı içindeydi. Her bir Mehmetçik, sînesinde Allâhʼa ve Rasûl’üne derin bir muhabbet taşıyordu. Sanki Bedir’den bir sabâ rüzgârı esiyor ve Çanakkale’ye rûhâniyet tevzî ediyordu. Nitekim düşman çemberi içinde kalan Binbaşı Lütfü Bey’in, o hengâmede canhıraş bir şekilde:

“Yetiş yâ Muhammed, Kitabʼın elden gidiyor!” feryâdıyla istimdâd etmesi de bunun âşikâr bir ifadesiydi.

Yine elimizde bulunan hâtıratların beyanlarına göre, her asker o tehlikeli zamanda dahî, bir vakit namazını bile kaçırmamaya dikkat etmiş ve Cenâb-ı Hakk’a dâimâ ilticâ hâlinde bulunmuştur. Yani kahraman ordumuz, Allâh’ın yardımına mazhar olacak seviyede yüksek bir îman vecdi içinde, vatanını müdâfaa etmiştir.

Çanakkale’de, her türlü teknik donanıma sahip üç yüz bin kişilik düşman ordusu, sayı ve silah bakımından kendisinden çok daha zayıf, fakat îman ve mâneviyat itibârıyla son derece kuvvetli olan ordumuza boyun eğmek zorunda kaldı.

Çanakkale Harbi’ndeki İngiliz kumandanı, tarihçi Hamilton:

“Bizi Türkler’in maddî gücü değil, mânevî gücü mağlûb etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müşâhede ettik!..” dedi.

Winston Churchill, ülkesinde Çanakkale mağlûbiyetinden dolayı sorgulanırken;

“Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale’de Türklerle değil, Allah ile harp ettik!.. Tabiî ki yenilecektik!..” diyerek bu ilâhî yardımı itiraf etmek mecburiyetinde kaldı.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

KOCA SEYİT'İN HİKÂYESİ

Koca Seyit'in Hikâyesi

ÇANAKKALE SAVAŞI VE HİKAYELERİ

Çanakkale Savaşı ve Hikayeleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle