Şeyhülislâm Mehmed Emin Efendi’nin Fakirlere Hizmeti

Şeyhülislâm Mehmed Emin Efendi’nin fakirlere hizmeti, cömertliği ve tevazusu ibretli bir hatıra üzerinden aktarılıyor.

Sultan 3. Mustafa, bir Ramazan günü Şeyhülislâm Mehmed Emin Efendi’nin konağına iftara gitmişti.

ŞEYHÜLİSLÂM MEHMED EMİN EFENDİ’NİN FAKİRLERE HİZMETİ

Konuşma esnasında;

“–Şeyhülislâm Efendi! Arada size gelmek isterim, fakat konağınız pek uzak yerde!” dedi.

Mehmed Emin Efendi de, nezâket ve tevâzu içinde üstü kapalı bir îzahta bulundu:

“–Sultânım! Sayenizde saraya yakın yerlerde bir ev tedâriki mümkündür; lâkin gördüğünüz şu civardaki hânelerin hiçbirinde mutfak yoktur.”

Bu ince açıklama, hayli kapalı olduğundan, Padişah şaşkınlıkla sordu:

“–Ne acâyip; bu evlerde yemek pişirmezler mi?”

Bunun üzerine Mehmed Emin Efendi; mahcûbiyet ve mahviyet içinde, Sultân’a; gönül dünyasının hassâsiyetini yansıtan şu cevâbı verdi:

“–Sultânım! Cümlesinin sabah ve akşam yemekleri âcizâne fakirhânemizden gider. Onun için buradan ayrılmak istemem.”[1]

Hisse:

Günümüzde şehirler, ekseriyetle iktisâdî seviyelerine göre semtlere ayrılmış vaziyettedir. Alt gelir grubundakiler gecekondu mahallelerinde, durumu nisbeten daha iyi olanlar konforlu sitelerde, varlıklı kesim ise müstakil konakların bulunduğu zengin muhitlerde ikāmet ediyor. Böylece zengin fakiri görmüyor, mâtemlere şâhit olmuyor, belki herkesi kendisi gibi rahatlık içinde zannediyor.

Kıssamızdaki Şeyhülislâm Efendi de bu gaflete düşmemek için -imkânı olduğu hâlde- fukarâ muhitinde kalmayı tercih etmiştir. Bu tavır, varlıklı müʼminler için ne güzel bir numûnedir.

Kıssadan alacağımız ikinci hisse de şudur:

Bugün de mutfakları olmayan hâneler var. Asrın en acımasız katliâmına mâruz kalan Gazze’de, savaş yorgunu Suriye’de, iç savaş ve açlıkla mücadele eden ve zâlimlerin zulmü altında inleyen birçok müslüman beldede, nice kardeşimiz evsiz, barksız, ocağı sönmüş vaziyettedir.

Gücümüz nisbetinde o kardeşlerimizi şefkatle bağrımıza basmak, hepimizin vazifesidir. Din kardeşliğimiz, merhametimiz, cömertlik ve fedakârlığımız; onlara sığınak, barınak ve dayanak olmalı... Yardımlarımız, ocağı tütmeyen hânelere mutfak olmalı...

İsmail Atâ Hazretleriʼnin şu ifadesi, kâmil bir müʼminin vicdan hassâsiyetini ne güzel hulâsa ediyor:

“Güneşte gölge, soğukta kaftan, açlıkta ekmek ol…”

Mazlum, mağdur ve muhtaçlar için hiçbir şey yapamıyorsak, en azından seherlerde samimî gözyaşlarıyla duâ etmeliyiz. Zira mü’minin mü’mine gıyâbındaki duâsı, makbul duâlardandır.

Dipnot:

[1] Bkz. Süheyl ÜNVER, Bir Ramazan Bin Bir İstanbul, s. 64.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

ANADOLU DERVİŞİNİN RAMAZAN’I

Anadolu Dervişinin Ramazan’ı

OSMANLI’DA RAMAZAN NASIL YAŞANIYORDU? İFTAR, SAHUR VE UNUTULMUŞ GELENEKLER

Osmanlı’da Ramazan Nasıl Yaşanıyordu? İftar, Sahur ve Unutulmuş Gelenekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle