Secde Suresinin 27. Ayeti Ne Anlatıyor?
Secde suresi 27. âyette ne anlatılmak isteniyor? Çorak toprağa inen suyun hayat verdiği gibi, imanın da kalpleri dirilttiğini ve yeşerttiğini hatırlatan Secde Sûresi 27. âyetinin Arapçası, meali ve tefsiri yazımızda.
Secde sûresi 27. âyette şöyle buyrulur:
Secde Suresi 27. Ayet Arapça:
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِه۪ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْۜ اَفَلَا يُبْصِرُونَ
Secde Suresi 27. Ayet Meali:
Görmediler mi ki biz, kupkuru yerlere suyu ulaştırıyoruz da onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yediği ekini çıkarıyoruz. Hâlâ ibret gözüyle bakmayacaklar mı? (Secde, 32/27)
İMANLA YEŞEREN KALPLER
Bilgi:
Ayet, çevremizdeki doğal fiziksel olayları, zirai üretimleri ve daha birçok unsuru hatırlatarak insanları Allah’ın kudreti hakkında düşünmeye davet etmektedir. Bu, Kur’an’da daha çok ölümden sonraki dirilişe bir delil göstermek için yapılır. Kupkuru toprağı yağmurla sulayan ve oradan bitkiler, yiyecekler çıkaran Allah’ın, yeniden diriltmeye de gücü yeter. Buradan, çorak bir araziye düşen ve oraya can veren su misali, İslam’ın hikmet yüklü mesajlarının da iman ve rahmetten yoksun kalmış kalpleri yeşerteceğine dair bir mesaj çıkarılabilir.
Mesaj:
- Allah’ın yarattığı her şeye ibret nazarı ile bakmalıyız.
- Suyun toprağa can vermesi gibi, İslam da katılaşmış kalplere can verir.
Kelime Dağarcığı:
Mâ’: Su, yağmur.
Zer’: Ekin, tohum, ziraat.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Secde Suresi 27. Ayet Tefsiri:
- Bugün yurtlarında dolaşıp durdukları kendilerinden önce yaşamış nice nesilleri helâk etmiş olmamız, o inkârcıların doğru yola gelmeleri için yeterli değil mi? Elbette bunda nice deliller ve ibretler vardır. Hâlâ gerçeğe kulak vermeyecekler mi?
- Hiç görüp düşünmezler mi ki, biz suyu kupkuru topraklara gönderiyoruz da, onunla hem hayvanlarının hem de kendilerinin yiyecekleri ekinler çıkarıyoruz. Hâlâ gözlerini açıp gerçeği görmeyecekler mi?
Cenâb-ı Hak, tarih boyunca peygamberlerinin davetine karşı gelip inkâr yolunu tutan nice toplumları helak etmiştir. İnançsızlıkları sebebiyle yurtları başlarına yıkılıp harap edilen eski milletlerin halleri bu gerçeğin açık belgeleridir. Nitekim Kur’an’ın nâzil olduğu bölge insanları, ticâret kervanlarıyla geçip giderken, yol üzerinde o eski milletlerin harabelerini görmekteydiler. (bk. Hicr 15/77-79) Hiç değilse bunlardan ibret alıp doğru yolu bulmaları gerekirdi. Fakat bunun için gerçeği duyacak kulaklara ihtiyaç vardır.
İkinci olarak, Allah Teâlâ’nın ölüleri nasıl dirilteceği muşahhas bir misalle anlatılır: Nasıl ki Allah kurumuş toprakları su göndermek suretiyle canlandırıp yeşertiyorsa, üfleyeceği ruh ile de kıyâmet günü cesetlere can verecektir.
Âyetten şöyle bir mâna anlamak da mümkündür:
Kupkuru bir araziye bakan kimse, buranın hiçbir zaman yeşerip canlanacağına ihtimal vermeyebilir. Fakat Allah Teâlâ oraya yağmur yağdırıp veya bir yolla su gönderdiği zaman o kuru arazi kabarmaya, canlanmaya ve yeşermeye başlar. İşte Kur’ân-ı Kerîm’in feyzi ve peygamberliğin nûru da böyledir. Belki insanlar bir takım zâhirî şartlara bakarak İslâm’ın gönüllerde hiç ma’kes bulamayacağını ve hiçbir canlılık gösteremeyeceğini zannedebilirler. Fakat Cenâb-ı Hakk’ın kudret ve lûtfunun bir tek tecellisi öylesine fetihlere yol açacaktır ki, insanlar bu terakki karşısında şaşırıp kalacaklardır. Fakat bunları anlamak için de gerçekleri görecek kalp gözlerine ihtiyaç vardır.
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!